Konumunuz
Ana Sayfa > Köşe Yazarları > Bedriye Yıldızeli

Bil ki, sığındığın ve pazarladığın akıl dışı ideolojinin…

KISA GEÇMİŞ Yobazlığın karanlığı yoksul mahallelerinin üzerine çöküp de kendi semtine uğramadığı sürece sorun yoktu. İşin düşmezdi, gerekirse yolunu değiştirir, hiç olmadı gözlerini kapardın. Askerde huzur bulur, sakin ve steril bir yaşamın anahtarını görürdün. Darbeler postal ve apoletin faydalarının bir bedeli olarak kabullenilebilirdi pekala. 12 Eylül 1980’de olduğu gibi, generaller huzur adına

ERDAL KARAKUŞ’U İZLERKEN

  TÜM-BEL-SEN’in Kocaeli şubesine kurucu olarak katıldım. Kısa bir süre yönetim kurulu üyeliği yaptıktan sonra arkasından uzun bir süre şube başkanlığı görevini yürüttüm. Sınıf sendikacılığı iddiası ve idolü bizim direncimizi diri tutan temel neden olmuştu. Çetin ve zor bir mücadele çizgisi üstünden görev tamamlamak, kişi becerisi ve yeteneklerini aşan bir durumdur. Temsil ettiğimiz üyelerimizin

Defterinizi düreceğiz…

GÖNDERECEĞİZ Siz en demokrat, en eşitlikçi, en özgürlükçüsünüz ya... Hani siz her şeyi biliyorsunuz ya... Hani ne zaman ağzınızı açsanız, “biz biliriz”, “biz iyi biliriz”, “biz onu da biliriz” diyorsunuz ya... Belli oldu bildikleriniz... 15 yıl geçti; 15 karanlık yılda tek tek öğrettiniz bize neler neler bildiğinizi... Siz öğrettiniz, artık biz biliyoruz... Hep siz bilirdiniz, şimdi bilme sırası bizde... İktidara

Türkiye artık bir Cumhuriyet değildir. Çünkü;

CUMHURİYET   Türkiye artık bir Cumhuriyet değildir. Çünkü; Cumhuriyet halk iradesi demektir, hakkını arayan, üreten, bilinçli yurttaşlardan oluşur; oysa ortada bir adamın iki dudağı arasına sıkışmış, birkaç ailenin her yere çöreklendiği bir devlet var. Buna ne kadar devlet denebilirse artık. Cumhuriyet eşitlik demektir; oysa Türkiye ne emekte ne yemekte eşittir, gelir adaletsizliğinin en yüksek

YAKLAŞMAKTA TARİHSEL SORUMLULUK 

            29 Ekim Türkiye'de başka başka anlamlar taşır. Bu yaklaşımların başlıca olanı 1923'te atılan o tarihsel adım ve hala onun "eskimiş" referansları ile hareket eden bir toplam ve bu toplamı o dönemin referansları ile kapsamaya çalışan özneler. Bir diğer yaklaşım ise 1923'te ilan edilen Cumhuriyet'e bütün tarihselliğinden uzak yalnızca o dönemin egemen ideolijisinin yaptığı hatalarla değerlendirme yapıp,

 “deliğe süpürmeyin onu, kullanın”

        Kıblesi 6.Filo olanın… Önce şu değişmez gerçeği hatırlatalım: AKP, Türkiye’deki on beş yıllık iktidarını emperyalist merkezlere borçludur. ABD ve Almanya merkezli AB, AKP’nin varlık nedenidir. Geçmişte de böyle değil miydi? Dolmabahçe açıklarına demirlemiş Amerikan donanmasını kıble bilip namaza duranların emperyalizme karşı durması mümkün mü? Türkiye’de patronlar İslamcı bir iktidarı, emperyalist tekellerin ve onların küçük

ELDE KALANLAR

        Seri sonu ya da “elde kalanlar” denince alışveriş sorun var, demektir. En azından farklı bedeni yoktur. Bedeni uyar ama elde sadece o renkten kalmıştır. Araya defolular bile sıkışmış olabilir. Yapacak bir şey yoktur... Erdoğan ve arkadaşlarında bazı kusurlar olduğunu düşünenler olabilir. Örneğin Fransız gericisinin Müslüman Kardeşler iktidarının gidici olduğunu söylemesine getirdiği

Var olana müdahale etmeyen bir ilericilik…

        ŞARTLARI BİZ BELİRLEMEDİK! İlericilik mücadelesi olmadan özgürlük gelebilir mi? Yani, öylesine, bir sabah, kendiliğinden… Peki yön duygusu olmadan ilericilik mücadelesi olur mu? İnsanlar “tercih ettikleri gibi” yaşıyorlarsa, gündelik toplumsal yaşantıya ilişkin elden ne gelir? Zevkler ve renkler tartışılmaz der, tuhaf bir söz… Tercihe karışmak kimin haddine! Peki, dinin koyduğu kurallar ve yasaklar, “kahvenizi nasıl

EFENDİ Mİ? KURNAZ MI?

      "Köylü kurnazlığı", hemen hemen bütün dillerde karşılığı olan ve aynı anlamda kullanılan bir kavram. Kırsalda eğitimden yoksun köylünün, varoluş mücadelesinde dayanmak zorunda olduğu pratik çözümlere iltifat yağdıran, bir çeşit "kurnazlık" karşısında bilimselliği küçümseyen, zorluklar ve sorunlardan sıyrılarak "durumu idare edecek" günübirlik çözümleri kurallaştıran yaklaşımlar karşısında sıklıkla kullanılır. Dahası da var:

BU MÜFREDATI NE YAPMALI?

          Yeni Eğitim-Öğretim yılı çok hareketli geçecek. Genel anlamda insana düşman bir müfretla başladı. Yeni müfredat, 15 yıllık AKP iktidarının uygulamaları, anaokullarına kadar inen ve giderek artan gerici uygulamalar, dinci vakıfların, imzalanan protokollerle eğitime müdahil olması, ülkenin nereye sürüklendiğini açıkça gösteriyor; AKP şeriat istemektedir. Yeni müfredatla, “Kuran ve sünneti merkeze alarak güncel

CUMHURİYET

        Tüm tarih sınıf mücadelelerinin tarihidir. Buna Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihini dahil etmek kesinlikle bir istisna başlığı olamaz... O tarihte sol ve işçi sınıfı var. Üstelik o tarihte iyi olan ne varsa bunu solun ve işçi sınıfının hanesine yazmak gerekiyor. Bu topraklarda, sol cumhuriyetin kuruluşundan daha önce kavga etmeye başladı; ancak solun bu topraklarda bıraktığı iz

       KARANLIKLARI YIRTA YIRTA

      Çağdaş ve demokratik bir toplum, örgütlü bir toplumla mümkündür. Sendikalarımız demokrasinin olmazsa olmazıdır.  Yani sendikasız demokrasi düşünmek mümkün ve olası değildir. Kaldı ki örgütlü bir halkı hiç bir kuvvet yenemez.  İşte tam da bu noktadan hareketle 1990’lı yıllarda kamu emekçileri sendikaları bütün iş kollarında bir bir kuruluyordu, bu yıllarda TÜM-BEL-SEN, TÜM-MALİYE-SEN, TÜM-SAĞLIK-SEN,

HESAPLAŞMA

      Faşizmin her zaman simgeleşmiş isimleri oldu. Alman faşizmi Hitler ile, İtalya faşizmi Mussolini ile, Şili faşizmi Pinochet ile anıldı hep. Faşizm yaşamış ülkeler çılgın bir adamın macerası olarak yaşamadı bu dönemleri. Hepsinin çılgın projeleri vardı ama onları iktidara taşıyan bu projeler değil kapitalizmin oluşturduğu koşullardı. Örneğin Hitler'in iktidara gelişi 1. dünya savaşı sonrası bunalım yaşayan Alman kapitalizminin

HERKES İŞİNİ YAPSIN 

    Sovyetler Birliği çöktüğünde de aynı davranışı sergilemişlerdi. Bir yandan zil takıp oynuyor, öte yandan "gördünüz mü, solculuk böyle olmaz, şöyle yapmak, şunları savunmak, şurada hizaya girmek gerekir" diyerek akıl hocalığına soyunuyorlardı. Sosyalizme karşı yürütülen haçlı seferinin paralı neferleri olarak insan aklını yok etmek için girişilen derin operasyonlarda üzerlerine düşeni yaptıktan sonra

SÖMÜRÜNÜN “ÖZGÜRLÜĞÜ”

        İki işçi düşünün. Biri sabah evinden çıkıp üç vasıta değiştirerek işyerine ulaşıyor. Akşam hava kararana kadar ter döküyor, dirsek çürütüyor. Cumartesileri de çalışıyor, üstelik sık sık fazla mesaiye kalmak zorunda bırakılıyor. Gün boyu amir ensesinde boza pişiriyor, yemeğinden tuvaletine, çayından sigarasına her şeyine karışıyor. Diğeri sabah kalkıyor, evinde sakin bir

VER DİLEKÇENİ, AYRIL

      OHAL uygulamasının memleketi tam bir keyfilik ve hukuksuzluk düzenine teslim ettiği ortada. Bunun asıl keyfini çıkartansa ne AKP ne de Erdoğan: Patronlar. AKP hükümetinin OHAL dönemi uygulamalarının çok büyük bir kısmının amacı, sermayenin uzun süredir beklediği düzenlemeleri hayata geçirmek.   OHAL en çok hükümetin patronlarla yakınlaşmasına yaradı. Keyfiliğin keyfini en çok patronlar çıkardı.AKP,

“ŞİMDİLİK” YİYİN EFENDİLER…

        “Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”​ Tevfik Fikret   Tevfik Fikret’in malum şiirini hatırlarsınız. Bende bu ayda yani Ramazan ayında hangi lokantanın önünden geçsem, aklıma bu şiir geliyor. Neden mi? Bakıyorum koca koca puntolarla yazılı “iftar menülerine” ve diyorum ki, yoksullarla dayanışma böyle mi oluyor? Yoksulun, açın halinden günün

Solda ne olmaz?

      Birkaç gündür kamuoyuna yansıyan “TKP’de gerilim” konusunda o kadar çok bilgi kirliliği yaratıldı ki… Sapla saman birbirine karıştı. Biraz geriden gelerek neler olduğunu anlamaya çalışalım. TKP, 2014 yılında bir iç kriz yaşadı. Krizin özü, parti içinde liberal bir eğilimin gruplaşarak partiyi bölmesiydi. Sorunun çözümü için TKP, 2014 yılının Temmuz ayında eş zamanlı olarak

İŞÇİLER DE VAR!

    Türkiye’nin gündeminde gericilik var. Türkiye’nin gündeminde ABD emperyalizmi var. Türkiye’nin gündeminde baskı ve zorbalık var. Bütün bunlarla, Türkiye’de hüküm süren burjuva diktatörlüğü arasındaki bağ bizim açımızdan açık. Ayrıca bu gündemlere “sınıf perspektifi” ile yaklaşılması gerektiğini söylüyor ve bu doğrultuda elimizden geleni yapıyoruz. İşçi sınıfı adına siyaset üretmek denildiğinde, “ekonomik” meseleler dışında (bir

AKP’NİN CAN SİMİTLERİ

  Geride bıraktığımız 15 yıl içerisinde çokça söylendi: AKP, özel bir hükümettir; bir misyon partisidir, bir projedir. AKP’nin sıfırdan başlayarak tasarlandığını söylemiyoruz elbette, ancak Türkiye burjuvazisinin bir türlü içinden çıkamadığı siyasal kriz ortamında, AKP en yüksek teklifi vermiş ve ihaleyi kazanmıştır. AKP’nin teklifinin özü ise, sürekli yenilenen kriz dinamikleriyle uğraşmak yerine, rejimi köklü

ONLARIN GELECEĞİ VE İSTEKLERİ

      Erdoğan’ın, AKP genel başkanlığı görevini de üstlenmesiyle Türkiye’de ‘partili cumhurbaşkanlığı’ dönemi de başlamış oldu. Parti başkanlığıyla birlikte 15 yıldır iktidardaki AKP’yi ‘yeniden yapılandıracak’, nasıl yapacaksa artık? OHAL düzenini kuracak, piyasayı sorunsuz işletecek, AB ile ilişkilere çeki düzen verecek, gelgitli dış ilişkileri toparlayacak. Asıl önemlisi ekonomiye çeki düzen verecek. Kendisini ve AKP’yi

CUMHURİYET

    Tüm tarih sınıf mücadelelerinin tarihidir. Buna Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihini dahil etmek kesinlikle bir istisna başlığı olamaz... O tarihte sol ve işçi sınıfı var. Üstelik o tarihte iyi olan ne varsa bunu solun ve işçi sınıfının hanesine yazmak gerekiyor. Bu topraklarda, sol cumhuriyetin kuruluşundan daha önce kavga etmeye başladı; ancak solun bu topraklarda bıraktığı iz

… Emekçi halkı, işçi sınıfının iktidarına hazırlayarak.

      HAYDİ HALK KOMİTELERİ’NE   Devrimci mücadelenin temel sorunlarından birisi siyasetle toplum arasındaki boşluğun doldurulmasıdır. Küçük reformlar, sisteme yapılan makyajlarla ve yine bu düzen içinden beklenen başka öznelere bel bağlanarak rahata eremeyeceğimizi iyi biliriz. Yaşandığımız günün, düzenin hepimiz açısından mutlak olan tek çözümü var, siyasal iktidarın alınması ve bir işçi devletini kullanarak emekçilerin

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü yani 1 Mayıs.

  İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü yani 1 Mayıs. Dünyanın her yerinde işçilerin sokaklara döküldüğü, sermayeye göz dağı vermesi gereken gün. Tarihsel olarak tartışılmayacak değere sahip, bugün ülkemizde de kutlanmaya yada icra edilmeye çalışılıyor. Kutlanmaya çalışılıyor diyorum çünkü daha ağır ifadeler kullanmak istemiyorum. Kocaeli 1 Mayıs’ına şöyle bir bakarsak yukarıda yazdığım şeylere

Top