Konumunuz
Ana Sayfa > Röportajlar > Gördüğüm en mutlu ülke Küba ama evlerin kapısı, penceresi yok….

Gördüğüm en mutlu ülke Küba ama evlerin kapısı, penceresi yok….

Muş’tan yıllar önce kalkmış ve 1982 yılında İzmit’e yerleşmiş Kafkas kökenli bir aile Polat ailesi. Dünyaya biraz şanslı gelenlerden olsalar gerek ki, iş aramaya değil, variyetleriyle farklı hayaller kurarak gelmişler kentimize.

Tarımdan sanayileşmeye doğru evrilen Türkiye’de, ileriyi görerek topraktan kopmanın ve sanayiye yönelmenin vaktidir demişler ve Anadolu’dan göçü yükleyerek sırtlarına, terki diyar etmişler.

Hani o İstanbul’a göç eden karayağız Anadolu delikanlılarının, Haydarpaşa’dan İstanbul’a bakarak “ya sen beni yutacaksın, yada ben seni yeneceğim, ey 7 kocadan artakalan İstanbul” dediği gibi seslenmişler İzmit’e.

Ve onlar yutulanlardan değil yenenlerden olmuşlar.

 

Ancak ilk giriştikleri okul defteri imalatı işinde başarılı olamadıkları halde vazgeçmemişler. Oradan da belli olmuş zaten bu halkın okuma yazmaya pek meraklı olmadığı ve mutfak konusu üzerinde yoğunlaşarak, üretim yapmaya başlamışlar ve bu defa tutmuş.

Merhaba diyerek sohbetimize başladık, kurdukları işletmenin yöneticisi olan Şaban Polat’la. 

 

Bize kendinizden ve bu işe nasıl başladığınızı anlatır mısınız?

Bende diğer kardeşlerim gibi Muş doğumluyum. Bu sektöre 23 yıl önce adım attık ve bu konuda mütevazi olmayacağım, tam anlamıyla uzmanlaştığımızı ve neler getirip götüreceğini öngörebildiğimiz olgunluğa eriştiğimizi yani tam anlamıyla kavradığımızı söyleyebilirim.

İşimizde teknolojiyi, yeni akımları ve fiyat dengesini birbiri ile yoğurup, halkımızın yaşam koşullarına en uygun ürünleri hazırlayıp, onların beğenisine sunuyoruz. Sanıyorum bunda başarılıyız, çünkü bunu talebin artması ve tercih edilen ilkler içinde yer almamız ile orantılı olarak ölçebiliyoruz.

Bu başarının en büyük nedenlerinden biri kaliteden asla ödün vermiyoruz.

Nereden esinlenerek mutfak işine girdiniz? Neden başka bir sektör değil de mutfak imalatı? 

Bu tercihimiz şuradan kaynaklandı; akrabalarımızın yaptığı bir işti ve dolayısıyla yanıltılmadan sektörü inceleyebilecek imkanlarımız oluştu. İzledik, inceledik ve karar verdik biz bu işi iyi yaparız dedik, önce halihazırda çalışan bir firmayı satın alarak başladık.

Asıl mesleğim bu değildi ama bunu çok önemsemedim, çünkü önemli olan iyi yönetebilmektir diye düşünerek, yeterli kapasiteye sahip olduğum inancı ile hareket ettim.

 

 

Anadolu’dan gelip Sanayici olmak isteyenlerin bir çoğu iflas etti ve piyasadan silindi, siz ayakta kalanlardan biri olarak başarınızı neye borçlusunuz?

Tüm sektörlerde inişler ve çıkışların yaşandığı dönemler vardır ve bunları zaman, zaman yaşıyoruz. Okul defteri imalatında başarılı olamadık örneğin, bir yerlerde hata yapmıştık. Her şeyimizi kaybettiğimiz bir iş olmuştu. Buradan büyük bir ders aldık.

Ve sıfırdan başlamak gibi bir durumumuz oldu. Ancak dersimizi iyi almıştık, tamamen yok olma veya ayakta kalabilme mücadelesi verecektik, tek şansımız vardı, onu kullandık. Ve bir daha hataya düşmedik. Aldığımız derslerden güçlenerek çıkmak derler ya, öyle bir şey yaşadık.

Bunun nedenlerinden biride kalabalık bir ailenin verdiği sorumluluk ve birbirimizden güç alarak yolumuza devam etmek zorunluluğudur. Hepimiz birbirimize ve yeni işimize daha sıkı sarıldık.

 

Peki bir büyüme hedefiniz var mı? Nereye kadar büyümeyi gözünüze kestiriyorsunuz?

.Aslında çok büyümekten ziyade artık huzurlu bir çalışma ortamını tercih ediyorum. Kefenin cebi yok, insanca  yaşama sahip olabilirsek ve çocuklarımıza da bu yaşamın içerisinde emekleri ile var olmayı öğretebilirsek bana göre büyüme budur.

Sağlıklı, onurlu ve şerefli bir yaşamın, çok büyümekten ve çok büyük paralara sahip olmaktan geçtiğine inanmıyorum. Para benim önceliklerimin en sonunda gelir, hırsıma yenilirsem ve parayı öncelik olarak görürsem biliyorum ki, kariyerimin de, yukarıda saydıklarımın da hiç bir önemi kalmaz, hırsıma yenilirim ve hepsini kaybederim

O yüzden önüme küçük ve varabileceğim hedefler koyarak giderim, bunlar benim için çok fazla güç ve paradan daha önemli, İstikrarı koruyarak, bilinçli adımlar atmalı insan.

 

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar, döviz kurlarının alçalıp yükselmesi nasıl etkiliyor sizi?  Bu dengesizlikleri yaşadığınızda keşke yapmasaydık dediğiniz zamanlar oluyor mu? 

Oldukça etkiliyor bizi ve keşke yapmasaydık dediğimiz zamanlar, evet oluyor. Ama sonra geri dönüp baktığımda bu ülkede insanların bir şeyler yapması gerektiğine inanıyorum ben.

Bu nedenle bundan vazgeçemiyoruz. Belki bu kadar sermayeyi başka sektörlere, örneğin inşaat sektörüne yatırmış olsam, çok daha fazla paralar kazanabilirim. Ama ben inşaat sektöründense imalat sektörünü tercih ediyorum. Çünkü, burada insanlara daha fazla katkı sunduğumuza inanıyorum ve bundan haz duyuyorum.

Az kazanmış olsam da, hiç kazanmamış olsam da bu işi yapmaktan dolayı mutluluk duyuyorum.

Neden Kocaeli’yi tercih ettiniz?

Kafkasya’dan Muş’a gelen bir aileyiz. Muş’taki yaşam koşulları gün geçtikçe zorlaşınca, insanlarımız çeşitli bölgelere göç etmiş. Kimi İstanbul’a, kimi Bursa, kimi İzmir’e giderken, akrabalarımızın da çoğunluğu Kocaeli’de olduğundan bizde burayı tercih ettik.

Yaptığınız işi seviyor musunuz?

Seviyorum, zaten sevmediğiniz bir işi yapmak doğru değil. Eğer sevmeseydik başaramazdık diye düşünüyorum.

 

Firmanızın hacmi nedir? Nerelere satıyorsunuz?

Hazır mutfak dolapları üretiyoruz ve sadece Kocaeli değil Türkiye’nin bir çok bölgesine satıyoruz. Merkezimiz burası, dağıtım ve pazarlama İzmit, ancak esas üretim yerimiz Çankırı, fabrikamız orada.

Neden Çankırı?

Anadolu’da üretmenin bazı avantajları var. Teşvik bölgesi maliyetlerimizi oldukça etkiliyor. Diğer açıdan Türkiye’nin ortasında olmasından dolayı, ulaşım ve nakliye konusunda bir avantaj sağlıyor. Ayrıca o bölge insanına istihdam sağlıyoruz.

Maliyetleriniz düştüğünde piyasada rekabet gücünüz artacaktır otomatikman, bizde bunu sağlamaya çalıştık.

Muş’ta neden düşünmediniz böyle bir işletme kurmayı?

Doğa şartları ve ulaşım nedeniyle düşünmedik. Nakliyeler de çok büyük farklar ortaya çıkıyor ve bu maliyetimizi arttırıyor. Doğa şartları ise çalışma ortamımızı direk etkilediğinden böyle bir şeyi yapmamız fiziken imkansız.

Pazarlamada sorun yaşıyor musunuz? Ürettiğiniz ürünü satabiliyor musunuz? 

Kendimizi iyi tanıttığımızı düşünüyorum ve bu yüzden bir sorun yaşamıyoruz.

5 yıl önceki sistem farklıydı, biz 3 yıldır farklı bir yol izliyoruz. Etrafımızda yeni bir şey oluştu, eskiden üretim yapanların bir çoğu üretimden vazgeçip, hazır ürünleri pazarlamaya yöneldi. Bizde bu boşluğu değerlendirdik ve onlara üretim yapmaya başladık, bunu hedefledik ve onlarında işini kolaylaştıran bir yöntem oldu bu.

Değişen ve gelişen sektörde yeni modeller yaratma gibi sürekli çalışan bir altyapınız yani Arge çalışması yapan biriminiz var mı? 

Teknolojide sınır yok ve yaşadığımız asırda baş döndürücü bir hızla değişim ve gelişim yaşıyoruz. İster istemez sizi bu yöne doğru itiliyorsunuz. Arge çalışmalarını sürekli yapıyoruz.Tabi bunların hepsi beraberinde ek maliyetler de getiriyor.

Evlerimizde ki mutfaklar özellikle hanımların en çok vakitlerini geçirdikleri ve gönüllerince olmasını istedikleri mekanlardır. O yüzden kadınların  hem içlerine sinecek, hemde kullanışlı olacak ürünü ortaya çıkarmanın bir zorluğu var. Bunu göz önünde bulundurarak modellerimizi modernize ediyoruz.

 

Yurt dışına ihacat yapıyor musunuz? Ürünleriniz Avrupa ile rekabet edebilir mi?

Geçmiş yıllarda yaptık. Ürünlerimiz Avrupa ile çok rahat boy ölçüşebilecek nitelikte. Kanserojen olarak zarar verecek nitelikte malzeme kullanmıyoruz ve kaliteden ödün vermiyoruz. 

Yeni kurduğumuz sistemle birlikte ihracatla ilgili bir çalışmamız var. Ama buna çok dikkatli bir şekilde yaklaşıyoruz.

Çin ürünleri sizi etkiliyor mu? 

Bizim sektörde Dünya’da Çin ürünlerinin fazla bir yeri yok. Çin sadece Afrika ülkelerinde ve Hindistan’da biraz varlık gösteriyor.

Bunun nedeni mutfak biraz özel bir iş ve mobilya sektörünün de en zor bölümünü oluşturuyor. Yerinde ve birebir üretilmesi söz konusu olduğundan, Çin malları bizimle aynı yerde olamıyor.

 

Kaç kişiye İstihdam sağlıyorsunuz?

Üretim ve satış ağında 35 kişi çalışıyor.

Neye göre ücretlendiriyorsunuz çalışanlarınızı? İlişkileriniz hangi düzeyde oluşuyor?

Daha çok performanslarına, kapasitesine ve yapabileceği işe göre ücretlendiriyoruz. Çalışan arkadaşlarımızla bir aile bağı ile ilişki kurarız ve onlara aileden biri olduğu hissini vermeye çalışırız.

 

Pazarlama hedefiniz var mı? 

Özellikle Türkiye’nin bir çok bölgesine ürün satmayı tercih ediyorum. Bayilikte veriyoruz, hariçten de müşteriler bizimle irtibata geçerek direk satışlarda yapıyoruz.

İki markamız var.

Asmila bizim mağazacılıkta kullandığımız marka, diğeri ise eko cabin ise direk satış yaptığımız marka.

Ülkemizde zaman, zaman krizler yaşanıyor, işte o krizler geldiğinde ona hazır ve dayanacak gücünüz olması gerekiyor, bu sıkıntılı dönemlerde en iyi çözüm yurt dışı yani ihracat yapmak.

O yüzden pazarlama hedeflerimizde yurt içi ve yurt dışı her zaman var.

TOKİ gibi kurumlara direk ürün satabilen şanslı firmalardan mısınız? Bu tür büyük konut yapan devlet projelerinden faydalanabildiniz mi?

Hayır, hiç bir zaman alamadık. Zaten o sistem bana göre yanlış. TOKİ yaptığı binaların bu tür işlerini bir müeahhite veriyor. O müteahhit ise bir başka taşerona, o bir diğerine yani 4-5 el değiştiren iş bize geldiğinde kuşa dönüyor. Sistem baştan aşağıya yanlış.

O yüzden biz onların verdiği fiyatlara iş yapamıyoruz. Yapan arkadaşlar zarar ettiler, taşeronlardan paralarını almadılar iflas edenler oldu.

Oysa TOKİ ve benzeri kurumlar direk bizlerle ilişki kursa, hem kendi kâr eder, hemde evi alan vatandaş kaliteli ve sağlıklı bir ürün kullanmış olur.

Arada olan vatandaşa ve devlete oluyor. Çok yüksek fiyata, araya simsarları koyduğu için çok kalitesiz mal alıyor.

Sistem bozuk, ihaleler açık gibi görünse de, öyle değil. Rant kapısı olan hizmet sektörünün bu halini üzülerek seyrediyoruz.

 

Tokiler de kullanılan malzemeler bu bağlamda kaliteli midir? 

Kesinlikle hayır. Malzeme ve kalite hiç yok. Yazık oluyor memlekete.

Önemli olan ilk bakışta göze hoş görünsün yeter anlayışı ile hareket ediliyor ve aslında devletimiz zarara uğratılıyor.

Eve giren vatandaşlarımızın bir kısmının da mutfaklarını değiştirdiğini biliyorum.

Devletten destek ve teşvik alabiliyor musunuz?

Henüz almadık ama Çankırı’ya yaptığımız yatırımın belgeli olan değerinin % 50’sini önümüzdeki yıllarda vergiden düşeceğiz.

Sistem şu arsanı alacaksın, işletmeni kuracaksın, ürün satmaya başlayacaksın ve sattığın bu üründeki alacağı verginin bir kısmını almayarak beni teşvik etmiş oluyor. İşletmeyi kuralı 3 yıl oldu ve önümüzdeki aylarda vergi ve sigorta dan faydalanmaya başlayacağız.

Bunu yeterli bulmuyoruz ve üzerimize yüklenen vergi yükünün de çok fazla olduğunu düşünüyorum.

 

İstikrarlı bir ülke mi Türkiye?

Türkiye aslında bir fırsatlar Ülkesi, bu fırsatlara ayak uyduranlar bir şekilde idare edebiliyorlar. Ama bu fırsatlardan faydalanmayı beceremeyenler malesef batıyor. Ama yenileri türediğinden piyasa boş kalmıyor.

İstikrar Ülkenin yönetimi ile ilgili….

Memnun musunuz?

Memnun olduğum yönlerde var, memnun olmadığım yönlerde var…

 

Yaptığınız işler sizin mutlu olmanıza yetti mi? Mutlu musunuz?

Mutluluk insanın kendi elinde. Dünyanın neresinde yaşarsan yaşa, bulunduğun yerde mutlu olmayı başarabiliyorsan, önemli olan budur. Para ile mutluluğun çok ilintisi olduğunu düşünmüyorum.

Çevrendeki insanlarla beraber uyumlu ve huzurlu bir ortamı yaratabilirsen en büyük mutluluk budur.

60 civarında ülke gezdim. Türkiye’nin tamamını gezdim, Asya, Afrika, Amerika, Avrupa ülkelerini hatta Küba’yı da gezdim. Orada çok yoksu ve zengin ülkelerin halklarını gözlemlediğimde her yerde aynı aslında uyumlu ve huzurlu ortamı yakalayan herkes mutluluğu yakalıyor.

 

En mutlu Ülke olarak nereyi gördünüz?

Küba en mutlu insanların yaşadığı ülke. Adamların bir dertleri yok, kredi kartı, banka kredisi, elektrik, su borçları yok. Devlet bir ev vermiş ancak evin kapısı, penceresi de yok. Soğuk, sıcak dertleri olmadığı için devletin sağladığı imkanlarla mutlu oluyorlar.

Çok zengin Avrupa ülkelerinde bile o mutluluğu bulamayanları gördüm. Yani temel düstur huzur ve uyum, bu ortamı yaratabilmek.

Bu kadar ülke gezmeyi ve bu kadar işi sığdırmışsınız hayatınıza, ne öğrendiniz? 

Herkese tavsiye ediyorum aslında, dünyanın değişik ülkelerini gezmeli insan, farklı kültürleri ve yaşamları tanımalı.

Hatta dünyadaki sınırların olmaması gerektiğine inanıyorum.

Herkesin insanca yaşamasını ve ayrışmamasını, sınırsız ve duvarsız bir dünyanın içinde barışı, kardeşliği, farklı dilerde de olsa, farklı renklerde de olsa, farklı dinlerde de olsa, ortak değer olan insan olmanın verdiği bilinçle, insanca yaşamalıdır.

 

Gezdiğiniz ve gördüğünüz yerlerde kapitalizmden uzaklaştıkça mı daha mutlu oluyor insanlar?

Kapitalizm demek yerine, yaşadığın ülkedeki kural ve kanunların halkı nasıl etkilediğine bakıyorum. Ülkedeki yasalar eğer adilse ve halk buna uyum sağlarsa mutluluk gelebilir.

Küba bir örnek ama Lüxemburg’da bir farklı örnek. Zıt sistemler ama ikisinde de mutluluk var. Yasalar ve hak, hukuk anlayışı önem taşıyor. Birde birilerinin halkı sömürdüğü ve gelir dağılımında yaratılan adaletsizlikler, insanların mutlu olmasını olumsuz olarak etkiliyor.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik zamanla insanları isyana teşvik edebiliyor, bunların örneklerini de gördük.

Yani bir ülkedeki insanların %80’i sömürülerek, kalan %20’si sömürerek yaşamakta konuşlanıyorsa bu doğru değildir. Bunun yanında orantısız çocuk sahibi olmak, bakamayacağı kadar çocuk yaparak nüfusun artmasına neden olmak ta mutluluk getirmez.

Suç oranı artar, eğitim seviyesi düşer ve ülkede mutsuzluk hakim olur….

 

Siyasete atılmayı düşündünüz mü?

Hayır düşünmedim ve düşünmüyorum.

Benim için siyasetin sağı, solu, ortası, yanı önemli değil.

Herkesin insan olması ve insanca yaşaması herkesin ortak kaygısı olmalı, çocuklarına insanca bir gelecek hazırlamak, yaşanabilir bir dünya bırakmak adına,  doğasını tüketmeden ve diğer canlılara zarar vermeden, tüm canlılara saygı duyarak yaşamak gerek diye düşünüyorum.

*****

Ailenin 2 üyesi ile daha tanışma fırsatı buldum tasarımcı yani hayallerini çizgiye döken tasarımcı İsmail bey ve İşin hamallığını yapan yani Çankırı’da üretimi gerçekleştiren Ramazan bey.

İsmail bey yeni modeller çiziyor veya müşterilerin istekleri doğrultusunda proje üretiyor. yaptığı işi severek yaptığı belli ve bunu da söylüyor zaten.

Ramazan bey ise hafta içi Çankırı’da, hafta sonları ise memlekete geliyor. Çankırı’ya alışabildiniz mi? diye sorduğumda sanki yarasına tuz basmış gibi olduğu mu hissettim.

Alışmasına alıştık ama en büyük sıkıntı kalifiye eleman bulamıyoruz. Ustalarımızı her hafta başı buradan alıp götürüyorum ve yine hafta sonu beraber dönüyoruz.

 

 

Teknolojiniz sürekli değişiyor mu?

Tabi sürekli fuarlara gidiyoruz ve gelişmeleri yakından takip ediyoruz.

İşletmenin üretim alanı nedir Çankırı’da

3500 m2 kapalı alan ve 15000 m2 arsamız var.

Taleplere göre kapasitemizi yükseltme imkanına sahibiz. Zaten talep arttıkça ona uyum sağlayacak altyapımız hazır.

Sektörün en büyük sorunu nedir?

Ülkemizde sektörün en büyük sorunu kalifiye eleman bulmak. Çok büyük sıkıntı çekiyoruz, bir çok yere bu sorunu iletmemize rağmen hiç bir birimin ilgilenmediğini görüyoruz.

Sektör aslında istihdam yaratmaya hazır ancak eleman yetiştirecek kurum yok.

Şaban, İsmail, Recep ve Ramazan Polat’ın emek vererek ortaya çıkardıkları eser ve yarattıkları istihdam kent ve ülke için çok önem taşıyor. Bu tür işletmelerin kurulması ve yaşaması, üretime yönelik bir ülke olmamız açısından gerekli, kimsenin hakkını yemeden, düzenbazlık yapmadan üretiyor ve çalışanları ile insanca paylaşıyorlar.

Polat ailesine verdikleri bilgilerden ve gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür ediyorum, çalışmalarında başarılar diliyorum….

 

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

*

Top
Close