Konumunuz
Ana Sayfa > Köşe Yazarları > Bülent Karagöz > İhanet ettik, Halâ da ediyoruz. Etmeyin o zaman

İhanet ettik, Halâ da ediyoruz. Etmeyin o zaman

 

İstanbul’da Şehir ve STK Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Biz bu şehrin kıymetini bilmedik. Biz bu şehire ihanet ettik. Hala da ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum” dedi.

İhanet ettik, Halâ da ediyoruz.

Neden? diye sorsak kızacaktır mutlaka, etmeyin arkadaş kafanıza silah mı dayayan var…

Ama doğru söylüyor, zaten saklanacak bir yanı kalmadı, Topbaş ile birlikte, ondan önce kendi döneminde istanbul tam bir yağmaya maruz kaldı. Tıpkı tüm Türkiye gibi.

Ulaşabildikleri her yerde, yandaşların sanki bir koyun sürüsüne dalmış kurt gibi, dişinin değdiğini yere yıkan bir aç gözlülükle saldırdılar memlekete, kıtlıktan çıkmış gibiydiler.

Ellerine geçirdikleri makamlarda rant yaratma ve mevcut rantları kendilerinin ve yandaşlarının kasalarına aktarmaya başladılar.

Küçücük bir örnek AKBİL davası. 14 yıl hapis cezası istenen Erdoğan’ın avukatı Hayati Yazıcı, Bakan oldu, Mahkeme Başkanı İsmail Rüştü Cirit ise Yargıtay Başkanı oldu.

Bu mahkemede Erdoğan’la birlikte içlerinde Ali Müfit Gürtuna’nında olduğu 30 bürokrat yargılanıyordu.

*****

Yine 2. küçük örnek; aşağıda ki yazı Kılıçdaroğlu’nun bir konuşmasından alınmıştır. 

” Yıl 1998 11 Mayıs… Şişli Abide-i Hürriyet caddesinde bir kadın yaya geçidinden karşıya geçiyor. Geçerken araba geliyor çarpıyor. 35 metre sürüklüyor ve yaralanıyor… 34 ABR 93 plakalı araç. Yaralanan Sevim Tanürek… Şarkıcı… Arabayı kullanan Burak Erdoğan… Erdoğan’ın oğlu. Tayyip Erdoğan İBB başkanı. İtfaiye aracı geliyor bütün delilleri yok ediyor. Yerleri yıkıyor. Siz hiç itfaiyenin kazaya müdahalesini duydunuz mu? Sevim Tanürek ölüyor. İlk rapor sekize üç yaya kusurludur dendi. 

“Sevim Tanürek vefat edince savcı yeni iddianame hazırladı. Ölüme sebebiyet verildi. 2 yıldan 5 yıla kadar hapis istedi. Dava açıldı, Burak Erdoğan mahkemeye gitmedi çünkü İngiltere’ye dil öğrenmeye gitti. Bir dahaki duruşmaya da katılmadı. Mahkeme ne hikmetse bir rapor daha istedi. Gelen ikinci rapor sekizde sekiz yaya kusurludur dedi. O raporu veren dairenin başkanı Türkiye Denizcilik İşletmelerine Genel Müdür yardımcısı oldu.”

Evet kanda bulaştı ellerine ve kadının kocası bir süre direndikten sonra nedense şikayetçi olmaktan vazgeçti. Neden vazgeçtiğini tahmin ediyorsunuzdur.

Yine Burak Erdoğan’ı birileri kurtarmıştı ve Eyüp Çakmak bir süre sonra Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ’nin başına getirildi.

****

Yine Soner Yalçın bir yazısında şöyle yazmıştı;

Ta­rih: 13 Ha­zi­ran 2007.

Yer: Uk­ray­na.

Se­yir ha­lin­de­ki oto­mo­bil bek­len­me­dik şe­kil­de şa­ram­po­le yu­var­lan­dı.

Ne ol­muş­tu?

Ön­ce, bom­ba­lı sal­dı­rı ol­du­ğu id­di­ası du­yul­du.

Son­ra, şüp­he­li tra­fik ka­za­sı ol­du­ğu be­lir­til­di.

Son­ra unu­tul­du git­ti.

Ölen ki­şi­nin adı, Meh­met Bö­lü­k’­tü.

Meh­met Bö­lü­k’­ün kim ol­du­ğu­nu an­la­mak için fil­mi ge­ri­ye sar­ma­lı­yım.

Ka­mu­oyu onu Er­do­ğan hak­kın­da­ki id­di­ala­rıy­la ta­nı­dı:

“Si­ya­si gö­rüş­ten kay­nak­la­nan amaç­la; cü­rüm iş­le­mek için de­va­sa bir te­şek­kül (çe­te) oluş­tur­mak; ve bu te­şek­kü­lün li­der­li­ği­ni, be­le­di­ye baş­ka­nı se­çil­di­ği 01.04.1994’ten 06.11.1998 ta­ri­hi­ne ka­dar fii­len ak­tif bir şe­kil­de yap­tı…”

Meh­met Bö­lü­k’­ün id­di­ala­rı ga­ze­te man­şet­le­ri­ne yan­sı­yor­du:

“İs­tan­bul hor­tum­cu­su­”, “İs­tan­bu­l’­un pa­ra­sı­nı iş­te bu ah­ta­pot yi­yo­r”, “Hor­tum­la­ma­dı­ğı yer kal­ma­dı­” gi­bi…

“İs­tan­bul Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye­si’ne ait pa­ra­lar ge­le­ce­ğin baş­ba­ka­nı­nı ha­zır­la­yıp ci­hat ha­zır­lı­ğı yap­mak üze­re Al­bay­rak gi­bi şir­ket­le­re ak­ta­rıl­dı. Al­bay­rak şir­ke­ti­ni in­ce­le­yen mül­ki­ye mü­fet­tiş­le­ri­nin DGM’­ye gön­der­di­ği ra­por­lar, akıl al­maz bağ­lan­tı­la­rı göz­ler önü­ne ser­di.

Bu­na gö­re, Er­do­ğan ile be­le­di­ye baş­kan­lı­ğı dö­ne­min­de çok sı­kı iliş­ki­ler için­de olan Al­bay­rak­la­r’­ın şu an elin­de tut­tu­ğu pa­ra 1 mil­yar do­lar.”

***

Sonrasında bu işler çok daha fazla genişledi, Türkiye sathını sardı ardından Uluslararası alana yayıldı. Türkiye Cumhuriyeti bir yandan Fetö ile haşır neşir edilirken diğer yandan bu karanlık odaklarla işbirliği içinde bir kaz gibi yolundu.

Özelleştirmelerle devlet kolsuz kanatsız bırakılıp, paraları sandığa basılırken, kamuya ait ne varsa yandaş şirket ve vakıflara aktarıldı. Hanedan zenginleştikçe zenginleşti. Halen de zenginleşmeye devam ediliyor. Yani kurban olduğum Allah verdikçe veriyor…

Bunu Erdoğan kendi ağzıyla söylüyor zaten, “ihanete devam ediyoruz hala” ….

Kanunların yetmediği yerde kanun değiştirildi, oda olmadı oldu bitti ye getirildi, örtüldü, nasıl olsa Cumhuriyet yıkılacak kimse hesap soramayacak düşüncesiyle 40 haramilerin mağarasına giren aç gözlü Kasım gibi ( Ali Baba ve Kırk Haramiler’deki Ali Baba’nın ağabeyi) götürebileceğinden çok fazlasını  sırtlanmaya çalıştılar.

Sayıştay raporları yarım yamalakta olsa vurgunların derecesini gösteriyor aslında.

Ve çuvallarına doldurdukları bu yağma şimdi sırtlarında ağır bir yük ve bu yükün altında eziliyorlar. Hatta altından kalkamıyorlar. Her yanlarından fışkırıyor haram paralar.

Suç ortaklıkları onları bağlayan en önemli bağdır diye yazmıştım daha önce…

Demiştim ki, AKP bir arada duramıyor ve aslında paramparça olmuş bir halde. Örgütte çıkan bir iç çatışma var ve bu Fetö-Erdoğan çatışmasıdır. 

Bu kavga Rantı ve erki paylaşama kavgasıdır.

Evet bu suç ortaklıkları o kadar ihanetle dolu ki, yüz tane ömürleri olsa yine yetmez cezasını yatmaya. Hepsi her şeyi çok iyi biliyorlar ve hep beraber içinde bulundukları ihanetin bedelinin ne olduğunu da biliyorlar.

O yüzden nam saldılar yedi düvele, hem müslümanlar, hem hırsızlar, hemde uluslar arası boyutlarda.

Ne Almanya kaldı, ne İngiltere, ne Amerika, ne Irak, nede İran.

Türkiye Cumhuriyetini bir canavar ele geçirmişti ve doymaz karnıyla, kanını içip duruyordu. Kanunsuzlar çetesi yağmalıyordu, dillerinde din iman ama ruhları şeytan.

3. Hava limanında ki yolsuzlukları Aykut Erdoğdu anlatırken rakamlar ve dönen dolaplar dudağını uçuklatıyor insanın. Yine köprülerdeki, metrolardaki, yollardaki yolsuzluklar ne kadar büyük bir aşkla soyulduğunu net olarak gösteriyor bize.

Tabi bu kafa yapısı, etraflarındaki her şeyi dolar olarak görmeye başladı. Tıpkı Kuzey Ormanları gibi, orası da yok edilmeli, ranta dönüştürülmeli idi.

Sürmene ve Karadeniz yaylaları ne varsa paraya çevrilecek hepsi talan edilmeliydi.

Ele geçirdikleri güç ve para, onları kendi gözlerinde öyle bir büyüttü ki, kendilerini Tanrı Zeus’un oğlu gibi görmeye başladılar.

Karanlık ve kirli bir geçmişten, karanlık bir amaç için yani sözde cihat için, devlet ve millet soyuldu. Nitekim Erdoğan’ın kızı bir zaman “cahiller o paralar Halife efendimize islam için kullanılmak üzere emanet edilmiş paralardır” demişti.

Ama tabi bu güç ve para çok tatlı.

Yurt dışında gidecek yerde yok her yerde sabıka var. Bu paraları onda bırakmazlar.

Cihat falan bahane sadece yargılanmayacakları bir devlet düzeni gelsin, ellerindeki servet ve çocuklarının istikbali garanti olsun, Hanedan yürüsün Cumhuriyet zaten ölmüş gitmiş, iteklesen düşecek, ve cahil bir millet lazım kaderine razı gelecek.

Muhalif vatan hainlerini katletmek gerek, yerine Afgan ve Suriyeli cihatçılar geldi mi, her şey tamam olur.

Ne ağaç, ne orman, ne tarihi değer, ne insan hiç bir şey önemli değil, kirli ve haram geçmişlerden imanlı yarınlar yaratılır mı?

Zaten o son hazırlığın içindeler. Yani ihanet hakikaten devam ediyor hala…..

Hoşçakal yarın….

 

 

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

Top