Konumunuz
Ana Sayfa > Kent > İsmet Çiğit-Haldızlar ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı

İsmet Çiğit-Haldızlar ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı



 

 

 



 


Haydar Akar ile tarihe geçecek bir röportaj…

Bugün kentte gündem olan, Selman Yıldırım ve Haydar Akar’ın İsmet Çiğit ile yemeği çok yer tuttu…

Hem bu konu üzerinde konuşmak, hemde memleketin içinde bulunduğu bu durumun değerlendirmesini yapmak için bir söyleşi yapmak amacıyla Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ı aradım, Sağolsun kırmadı ve mütevazi büromda, birazda üşüyerek, oldukça uzun süren bir röportaj yaptık.

Kürt sorunundan tutun, ekonomiye, güvenlikten tutun dış politikaya, İşgal altında olan 18 adalardan tutun İdlib’e, İç savaştan tutun ABD projelerine, Kocaeli’nin çöp faprikasından tutun metrosuna, Akşener’den tutun Başkanlığa, İzmit Belediye Başkanlığından tutun Büyükşehir Belediye Başkanlığına kadar bir çok konuyu değerlendirdik tabi meşhur olan İsmet Çiğit ile yenen yemeği de unutmadık.

 

İlk sorum şu oldu;


Erdoğan bu ülkeyi nereye götürüyor?


Dün mecliste iki konuşma yaptım bu konuda.

Biri Kocaeli, diğeri dış ilişkilerle ilgili idi. Konuşmamın başında belirttim.

İlk milletvekili olduğumda yedi yıl evvel mecliste İran’la yapılan Gümrük anlaşması ile ilgili konuşmuştum ne anlatayım diye düşünürken;

Ermenistan’dan aldım, Afrikaya kadar uzandım.

O günlerde Avrupa Birliği ve ABD tarafından desteklenen AKP iktidarı destekleniyordu. O günkü  değerlendirmelerimizden bu güne kadar, bir arpa boyu yol alınmadığı gibi, daha çok gerilenmiş bir durum var.

Var olan sorunların üzerine daha büyük sorunlar eklendi.

Atatürk’ün çok güzel bir sözü var ”Yurtta Barış, Dünyada Barış” diye, bunlar buna alternatif olarak komşularımızla sıfır sorun diye yola çıktılar.

Hatta o günlerde Bursa’da oynanan Ermenistan maçına Azerbaycan bayrağı alınmamıştı.

Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesine çok destek vermek istediler.

2003 te Meclise bir tezkere getirdiler, o dönemde sadece bizim değil milletini seven AKP’lilerinde reddetmesiyle tezkere meclisten geçmedi. Ama o gün bizimle red veren AKP’lilerin hiçbiri bir daha vekil olamadı.

Ve bunun acısı Türk askerinin başına çuval geçirilerek çıkarıldı, Irak’taki petrol bölgelerine Türk TPAO’su sokulmayarak çıkarıldı böyle problemler yaşandı.

Ve bu yapılanlara karşı hiç bir tepki AKP ve Erdoğan tarafından gösterilmediği gibi, nota verelim diyenlere cevabı; ne notası, müzik notası mı? diye cevap verdi.

En büyük hatalarından biri mezhepsel olarak yaklaşımları ile Irak’ta kurulan merkezi hükümeti reddetmesi ve Kuzey Irak’ta kurulan bölgesel yönetimle ilişkilerini devam ettirmesiydi.

Onu Irak’ın temsilcisi olarak kabul etti. Oysa bu uluslar arası normlara aykırı bir durumdu.

Amaç Kuzey Irak’ın petrolünü pazarlamaktı.

Bu petroller çok uluslu şirketlerin yani emperyalistlerin çıkarttıkları petrollerin pazarlanmasını üstlendiler.

Yapılan hata merkezi hükümeti tanımamaktı ve hatta Ulusararası skandal olan Enerji Bakanının uçağı Erbil’e gitmek isterken, Irak hükümeti tarafından geri çevrildi, hava sahası kapatıldı. 

Peki şimdi iktidar ne yapıyor?

Tanıdığı, muhatap olarak kabul ettiği Kuzey Irak Bölgesel yönetiminin yaptığı referanduma tepki olarak, tanımadığınız, mezhepsel nedenlerden ötürü reddettiğiniz Irak merkezi hükümeti ile ilişkilerinizi geliştirmeye çalışıyorsunuz.

Yani zig zak lar çizen ve net olmayan tutum içerisinde yanlışla başlayan ve yanlışla düzeltilmeye çalışılan bir durum. Sorunların üzerine her gün sorun ekleyen bir dış politika bu.

Siyasi ve ekonomik kayıplar, başka bir şey yok…


Erdoğan ve çeveresinin ticari ilişkileri ülkenin siyasi ilişkilerinin ve çıkarlarının önüne mi geçiyor?


Başlangıçta mezhepsel ilişkilerle başlıyorlar, belli bir ivme kaydettikten sonra etrafında ki kişilerin ticari ilişkilerine ve kişisel menfaatlerine dönüştürülüyor.

Bu mezhepsel ilişkilerin kurulmasını Filistin’de Hamas ile gördük, Mısır’da Müslüman Kardeşler örgütü ile gördük, Libya’da gördük. 

Irak politikası yarın nasıl tavır sergileyeceğiz ile ilgili olarak hiç bir netliği olmayan bir durum içindeyiz. Belli bir çizgi yok, net bir duruş yok, her an değişken ve devlet gelenekleri ile hiç alakası yok.

Suriye’ye baktığımızda ise şöyle bir durumla karşılaşıyoruz. PKK’ya verdiği destekten dolayı ve Rusya bloğunda olmasından kaynaklanan sorunlarımız vardı.

AKP iktidarı geldiğinde de  durum buydu. Sıfır sorunlu dış politika diyerek Suriye ile kardeşim Esad diyerek, beraber ailece tatil yaptıkları halde birdenbire diktatör Esed oldu.

Oysa 8 milyar dolarlık ihracatımız vardı Suriye’ye.

ABD ile birlikte hareket eden AKP bir anda Suriye’yi düşman ilan etti.

Bunun nedeni ise İsrail’in, Güney Kıbrıs ile Akdeniz’de bulmuş olduğu doğal gaz ve petrol  yataklarının Avrupaya pazarlanması gerekiyordu ve engel Suriye idi.

Bu engeli ortadan kaldırmak için Suriye’ye demokrasi götürmek adına, %94 oy alarak seçilen ve tüm etnik ve dinsel farlılıkların temsiliyetini sağlayan  bir lidere çeşitli bahaneler türetilerek müdahele edilmesi için, bir çok kirli yola başvurdular.

Bir operasyon başlatıldı ve bu operasyonun en önemli ayağı Türkiye idi. Bunun içinde Radikal İslamcı grupları kullandılar, bu grupların militanları Türkiye’de eğitildi ve Suriye’ye sokularak bir iç savaş başlatıldı.

Esad’ın yıkılması için başlatılan savaşta nereye geldik. Üç ayda Emevi camiinde cuma namazı kılacağız derken, Türkiye’deki camilerde 4 milyon Suriyeli namaz kılıyor. 

Son operasyonda ne görüyoruz? İran ve Rusya ile birlikte Esad rejimi için faydalı olabilecek bir girişimde bulunup, İdlib’e girmek Esad’ı destekler bir görüntü vermektir.

İran ile anlaşma yaparak İdlib’teki muhaliflerin çıkartılması, orada bulunan birden fazla muhalif örgütün Türkiye tarafından ikna edileceği düşünülmesi, Erdoğan’ın oradaki terör örgütlerine ne kadar büyük destek verdiğinin ispatıdır.


Esad ve PYD arasında özerk yönetim anlamında bir anlaşma olacağa benziyor, Her iki tarafta bu anlamda olumlu mesajlar verdi. Bu gerçekleştiği takdirde, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması açısından Türkiye’nin çekilmesi istenecektir, bu durumda neler olur? 


PYD ile Türkiye başlangıçta iyi ilişkiler içindeydi, hatta Süleyman şah türbesinin bir gecede kaçırılmasında destek oldular, Kobani’de bizde onlara destek verdik, ancak sonra Esad’la ilişkileri düzelip o doğrultuda hareket edince ipler koptu..

Erdoğan İdlib’te bir sonuca ulaşamaz, oradan yola çıkarak enerji nakli ve boru hatlarından pay alma çabası da boşa çıkacaktır.

En çok düşünülmesi gereken nokta, İdlip’teki teröristler çatışmayla veya çatışmasız olarak etkisizleştirildiğinde Afganistan’dan, Özbekistan’dan,i Avrupadan gelen bu radikal dinci unsurların Türkiye’ye getirilmesi en büyük tehlikedir.

Ne Suriye nede İran, bu teröristleri kabul etmez. En büyük tehlike Türkiye dışında gidecek yerleri yok.

Erdoğan’ın desteklediği bu radikal gruplar bizim için büyük bir tehdittir.

İdlib bir hezimetle sonuçlanacaktır…

Kaldı ki Suriye’nin gel bu teröristleri sen temizle, ikna et diye bir talebi yok. Erdoğan bu teröristlerin kurtarıcısı olacak Türkiye’nin başına bela edecek.

Güney Kıbrıs ile durumun daha kötüye gittiğini görüyoruz.

Libya ise bizim tarihimizde hep karşımıza çıkacak bir ayıptır. Rahmetli Ecevit’in 74 harekatında Amerika’nın ambargosu olduğu halde destan yazan Kıbrıs çıkarmasına destek veren Kaddafi’nin linç edilmesini sağlayan Erdoğan’ın abuk subuk dış politikalarıdır.

Ve bugün, ikiye ayrılmış savaşan bir ülke haline gelen Libya ne yazık ki, petrolünü çeken emperyal güçler tarafından sömürülüyor ve Libyalılar ölmeye devam ediyor. Bu günahta Erdoğan’ın ABD yanlısı politikalarının eseridir.

Irak’ta, Libya’da emperyallere ait petrol şirketlerinin hiç bir sıkıntısı yok. Sömürüleri devam ediyor. Bunların derdi buralara demokrasi falan götürmek değil, bunu zaten herkes biliyor.

Tüm dertleri bu kargaşadan yararlanarak, bu coğrafyaları, enerji kaynaklarını daha ucuza sömürmek. 

Irak’ta, Libya’da, Suriye’de barışın ve demokrasinin gelmesi aslında bu çok uluslu şirketlere zarar verir.

15 yıllık AKP iktidarında o bahsettikleri sıfır sorundan çok uzaklaştılar, problemimizin olmadığı bir ülke etrafımızda kalmadı.

Bunların yanında Avrupa Birliğine giriyoruz diye havai fişekler patlatıldı, eğlenceler düzenlendi ama şimdi hem AB ile, hemde AB ülkeleri ile problemler yaşıyoruz.

Bunun en büyük nedeni stratejik bir milli politika olmadığı için ve ben bilirim, benden başka kimse bilmez, ben eyyy diye kükrediğimde, ben bunların hepsini çözerim dediğinizde, böyle mesajlar verdiğinizde hiç bir itibarınız kalmaz.

ABD’nin vize konusu çok büyük yanlıştır, ABD’nin yaptığı Türk halkına bir cezadır.

Efendim ABD’ye gitmez diyor bizim öğrencilerimiz, o kadar basit değil.

Amerika’ya gitmez diyor bizim hastalarımız, o kadar basit değil.

Amerika’ya gitmez diyor bizim İş adamlarımız, o kadar basit olmamalı bu işler.

Ama Amerika’nın yaptığı bu yanlıştan bir an önce dönülmeli ve Türkiye daha fazla yanlızlaştırılmamalı. 

Sadece Türkiye’de Tayyip Erdoğan ve yandaşları yaşamıyor, 80 milyon insan yaşıyor ve bu insanlar mağdur edilmemelidir.

Sonuç olarak Türkiye’nin dış politikası Davutoğlu’nun stratejik derinlik kitabıyla başlayan, Osmanlıcılık rüyasıyla devam eden, ama her gün biraz daha batağa saplandığımız bir özka haline dönüştü.

Tartışılması gereken, bundan sonra bu işin içinden nasıl çıkarız sorusudur.

Bu iş, sadece kendini yetkili gören bir insan tarafından çözümlenemeyecek kadar önemli bir konudur. Yani Erdoğan samimi olarak çözmek istese, tüm muhalefet partilerininde içinde olduğu, milli bir dış politika oluşturulmalı, bu politika doğrultusunda herkes tek dille konuşmalı ve bu politikalar Türkiye’de yaşayan, kendini sorumlu hisseden herkesin de desteği ile sürdürülmeli.

Türkiye böyle yönetilmeye devam eder, bu süreç böyle devam ederse ülkeyi hem dışarıda, hem içeride çok karanlık günler bekliyor demekten kendimi alamıyorum.


Kuzey Irakta referandum sorası Erdoğan’ın bir müdahelede bulunabileceğine inandınız mı? Bahçeli’nin 5000 ülkücü ile Kerkük’e giderim sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu söylemleri yaparken Yunan işgali altındaki adalar için neden bir ses çıkmıyor?


24. dönem de Milli Savunma Bakanı böyle bir soruya cevap verirken şöye demişti; Birleşmiş Milletler ve Uluslararası sözleşmelere göre bu adalar bizim, bu adaların bizim olduğu gerçeğini kimse değiştiremez deyip noktalamıştı. Ama orada dalgalanan Yunanistan bayrağı hakkında en ufak bir şey söylemedi.

Cevapları buydu….

Erdoğan, milliyetçilik nutukları atıyor ve Ecevit hakkında, duruş şekliyle ilgili birtakım tanımlamalar yapıyor, yukarıda da bahsetmiştim, liderliğini devlet adamlığını sorguluyor, ama Ecevit, ABD ambargosuna rağmen gerçekleştirdiği 1974 Barış harekatının kahramanıdır, Beş parmak dağlarına milliyetçiliğini yazdırmıştır.

Aynı Ecevit afyonu yasaklayın diyen ABD ve Avrupa ülkelerine karşı siz bizim iç işlerimize karışamazsınız deyip afyon ekimini serbest bırakmıştır.

Asla boyun eğmemiştir Emperyalizme ve güce eğilmemiştir.

Ecevit’in sağlık sorunlarından kaynaklanan duruşunu dahi politik malzeme haline getirerek milliyetçiliğini sorgulayan Erdoğan, önce Ege’deki 18 Türk adasını işgal eden ve dalgalanan Yunanistan bayrağının hesabını vermeli.

Bir korkak gibi Süleyman Şah türbesini bir gecede sırtına alıp kaçmanın hesabını vermeli.

Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde, müzik notası mı gönderelim demesinin hesabını vermelidir.

Konuşurken milliyetçilik adına mangalda kül bırakmayan, Kıbrıs’ın 5 parmak dağlarına Türk bayrağını diken Ecevit için bu söylemlerde bulunacağına vatan toprağına sahip çıksın.

Ben bunların milliyetçiliğin su üstüne yazılan yazı gibi görüyorum. O an konuşurlar ama hiç bir yerde izi kalmaz, silinir gider.


Erdoğan ile ABD’nin arası neden bozuldu?


Erdoğan Genel Başkan olmadan ABD Milli görüş cephesinde 3 isimle temas halindeydi. Erbakan, Abdullah Gül ve Erdoğan. Bu isimler arasından Erdoğan ile yürümeye karar kıldılar.

Bir ABD projesiydi Erdoğan’ın Türkiye’de iktidar olması.

Projenin gerçekleştirilmesi için önce BOP Eş Başkanlığı verildi, sonra Genişletilmiş BOP ile ılımlı islam modelini Türkiye’de hayata geçirilmek üzere bir çalışma yürüttüler.

2003 Mart tezkeresini Meclisten geçiremeyen Erdoğan’ın ona verdikleri görevi başaramadığını gördüler.

Esas kırılma Davutoğlu’nun Dış İşleri Bakanlığına getirilmesi ile başladı. Stratejik derinlik kitabındaki gibi bir Osmanlı hayali içerisine girdiler.Geçmişte Osmanlı hakimiyeti altındaki yerler üzerinde yeniden egemenlik kurabileceklerini düşünmeye başlamaları ile birlikte yavaş, yavaş ilişkiler bozulmaya başladı.

Şimdi gidemedikleri ama, geçmişte mitingler yaptıkları ülkeler ile mezhepsel ilişkiler kurdular.

Bunun üzerine ayrışmalar kaçınılmazdı.

En sonunda Davutoğlu ve Erdoğan’ın IŞİD’e verdikleri destek tüm dünya ülkeleri tarafından bilinen bir gerçek. Osmanlı hayalini gerçekleştirmek adına teröristlerle açıkça bir ittifak kurdular. Kırılma buradan devam etti.

ABD bu kırılmayı gördüğü için Ortadoğu’da başka unsurlarla yol almaya başladı. Suriye ve Irak’ta yaşadığımız olay bu aslında. ABD, PYD ile yürümeye başladı ve onu inanılmaz boyutlarda desteklemesi bundan dolayıdır.  Artık bir Nato müttefiki olarak Türkiye’yi görmüyorlar, güvenilir bir ülke olmadığını düşünüyorlar.

Tabi 15 temmuz ve Fetö’de bir ABD’nin Erdoğana karşı yedek projesidir ve Fetö ABD korumasındadır.

Bir diğer olay Zarrab olayı ise ABD İran’a karşı bir ambargo uyguluyordu ve İran Zarrab’la beraber bu ambargoyu deliyordu.

Buda olumsuz bir şekilde ABD ile ilişkileri etkileyen etkenlerden.

Şimdi ise bu olayı ABD bir koz olarak elinde bulunduruyor. Buradan kazanç elde eden, devletin resmi kurumlarını kullanan, ABD mahkemelerince tutuklama çıkarılan, Bakanlar var işin içinde ve daha büyüyecek, ucu patrona kadar uzanacak.

Bu ilişkiler yumağı ve Erdoğan’ın kendini kurtarma girişimleri ABD ile ilişkileri derinden sarstı.


Erdoğan’ın sonu da diğer ABD projeleri gibi mi olur? Kendi yarattığı canavarla savaşır mı?


Müslüman Kardeşleri kuran, Taliban’ı kuran Amerikadır.

FKÖ’nün yıllar süren özgürlük mücadelesini, sekteye uğratabilmek için karşısına Hamas’ı kuran Amerika’dır.

Şimdi bunlarla savaşıyor.

Amerika için bunlar önemli değil, derdi bu örgütlerin ne yaptığı da değil.

Amerika doğalgaz ve petrol yataklarını rahat sömürebildiği sürece buna bakmaz. Ayrıca bu bölgesel terörizmin varlığı ona büyük bir silah pazarı yaratıyor. Bu savaşlar ve terörizm ABD tarafından körüklenmektedir aslında.

Bu savaşlar olmasa, inasanlar birbirini kırmazsa ABD silahını nereye pazarlayacak?


Avrupa ve ABD dergilerinde Akşener, Erdoğan’ı devirecek tek lider diye yazıları çıktı. Akşener’de Erdoğan gibi bir ABD projesi olabilir mi?


Ben Meral hanımın bir ABD projesi olduğunu düşünmüyorum, düşünmekte istemiyorum, kendisine yakıştıramam da böyle bir şeyi.

Meral hanım böyle bir şeyin altına imza atmaz ve bir iktidar uğruna ABD’ye teslim olmaz.

Meral hanım, Türkiye’nin Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerine bağlı bir hukuk devleti olması gerektiğine inanan ve hukuk devleti tanımından uzaklaşan ülkede en büyük zararı kendi partisinde yaşayan bir yurtsever arkadaşımız.

Meral hanımın baş kaldırısı bu hukuk savaşıyla başlamıştır ve görüldü ki bu bireysel başkaldırı yetmiyor, bozulan düzene, sisteme top yekün bir başkaldırı gerekiyor, Meral hanım da bunu yapıyor…


Akşener ve CHP ittifak yapabilir mi? Hayır bloğu bu süreçte HDP ile birlikte yürütülebilir mi?

CHP bunu başarabilir mi?


 

Temel düşünce bunu başarabilmek. Eğer başaramazsak 2019’dan sonra konuşacak bir şey kalmıyor. Siyasi partilerin, vekilliğin hiç bir önemi kalmayacak ve öyle büyük bir tehlike bekliyor ki Türkiye’yi, seçilecek kim olursa olsun bu yetkileri kullanmaya başladığı andan itibaren, ülkede adaletten, demokrasiden, haktan, hukuktan bahsetmek, bireysel hak ve özgürlüklerden bahsetmek imkansız hale gelecektir.

Çok tehlikeli bir sistem getirmiştir, çok tehlikeli bir Anayasa yapılmıştır. Oraya seçilecek bir insan bu kadar büyük yetkilerle donatıldığı zaman yapmayacağı hiç bir iş yoktur. İnsanoğlunun egoları her zaman vardır ve önce bu tespiti yapmak lazım. Baştan sona yanlış bir anayasadır.

İkinci tespit diyaloğumuz nasıl sürecek?

Referandum sürecinde Türk milliyetçisi ile de, Kürt milliyetçisi ile de, sosyal demokratı ile de, seküler olanlarla da, sosyalisti ile de, muhafazakarlarla da birleştik.

Türkiye’nin bir sosyal hukuk devleti olması, Cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkılması, demokrasinin yaşatılması ve geliştirilmesi doğrultusunda  ideali olan insanlarla bir buluşma sağlandı.

Bu buluşmada etnisiteleri, dini inançları, mezhepleri konuşmadık, konuştuğumuz tek şey gelecekte Türkiye’nin demokrasisi idi ve Türkiye’nin geri götürülen, ortadan kaldırılan hukuk devletinin tekrar yeniden inşaa edilmesini konuştuk.

Bu bağlamda koşullar zaten sandıkta bizi bir araya getirdi ve aslında referandumu biz kazandık ama hile ve hurda ile YSK’yı devreye sokarak kendileri kazanmış gibi gösterdiler.

Şimdi gelecekte Hayır cephesi ile nasıl devam edilecek?

İki aşamalı bir sistemde başkanlık seçimine gidilecek. İlk turda sonuç alınacağını düşünmüyorum. İkinci tur Başkanı belirleyecektir. Ve biz öyle bir adayla yola çıkmalıyız ki, her kesimden oy alabilecek bir isim üzerinde uzlaşma sağlamalıyız.

Genel Başkanımız bu konuda çok hassas davranıyor, ilişkilerini sürdürüyor. Referandum sonrası adalet yürüyüşünü hayır bloğunun tamamı destekledi. Adalet kurultayımızda farklı, farklı düşüncelere sahip gruplar düşüncelerini açıkladılar.

Sürecin doğru devam ettirilmesi konusunda çok hassas davranıyoruz. Genel başkanımız bu kurumlara ve kişilere yaptığı ziyaretlerde CHP’nin ülkenin demokratikleştirilmesi sürecinde, parlamenter sistemin hayata geçirilmesi için hazırlanan anayasa taslaklarını verdi ve üzerinde çalışın dedi.

Bana göre şu olmalı. Bir anayasa platformu oluşturulmalı, kendi kişisel fikrim olarak söylüyorum.

Bir anayasa platformu oluşturulmalı, 2019 Başkanlık seçimi bir anayasa referandumuna dönüştürülmeli ve Hayır bloğu olarak adlandırdığımız bloğun temsilcilerinide  bu anayasa metni ve ilkeleri altına imza attırarak buluşturabilirsek bu işi sonuçlandırabiliriz, Türkiye bu beladan, bu garabetten kurtulur.

En radikal sağcısı, solcusu, muhafazakarı temelinde hukuk devleti, temelinde demokrasi olan, temelinde bireysel hak ve özgürlükler olan bir anayasa metninin veya ilkelerinin altına birlikte imza atabilirsek hem Türkiye’de barış sağlanır, ayrışma biter ve tekrar parlamenter demokratik dönüşün alt yapısı hazırlanmış olur.

Tabi Başkanlığı almak sadece tekrar dönüşü sağlamaya yetmeyecek, tekrar anayasa değişikliğinin 400 oyla geçmesi gerekiyor.

Tabi kaybettiklerinde ilk imzayı atacak olan AKP’li vekiller olacak, çünkü Başkanlık yetkileri onları da hiçleştirmiş olacak.

Anayasa değişikliği biraz zaman alacaktır ama Türkiye bunu başaracaktır, diye düşünüyorum.


Erdoğan Başkanlığı kaybedeceğini anladığında Ülkeyi bir iç savaşa, kaosa çekebilir mi? Sürekli sıkıyönetimle iktidarda kalmayı dener mi?


Her şey olabilir hatta komşularımızdan biriyle bir savaş da çıkarabilir, iç savaş olasılığını, seçimlerin iptalini bir çok olasılığı değerlendiriyoruz.

Bunları basınla paylaşmasak ta, tartışıyoruz, strateji geliştiriyoruz. Erdoğan iktidarda kalmak için her şeyi yapabilir.

Herkesin sandığa saygı duymasını, dürüst seçimlerin yapılmasını ve milletin gerçek iradesinin yansıdığı gerçek seçimler yapılmasını istiyoruz.

Bunları temenni ediyoruz ve bu konuda halkı bilinçlendirmeye sürekli anlatmaya çalışıyoruz.

Kolay olmayacak bir iktidar değişimi bunu görüyor ve düşünüyorum, Türkiye’nin daha büyük problemlere evrilmesini istemiyorum.

Ama ne yazık ki bu ayrıştırıcı dil ve politikalar devam ederse, kendi dışındaki her kesi yok saydığı sürece bu işleri önlemek çok zor olacak.

Ancak görünen ve gerçek olan şudur ki, her halükarda kaybeden, bu yanlış yöneten, kendilerini her şeyin üzerinde gören iktidar olacaktır.

Ancak devlet kurumlarının dahi kanunlar dışında karar verdiğini, kanunlar dışında uygulamalar yaptığını gördük, örneğin YSK hiç kimsenin ihtimal veremeyeceği bir kanunsuzluğa imza attı.

O yüzden tüm hayır bloğunun artık bu işi sahiplenmesi gerekmektedir. Önce sandıklara sahip çıkılacak, onlara o hileyi yapma şansını vermememiz gerekiyor.

Tüm demokrasi isteyen herkesin bu noktada görev alması gerekiyor.


Kocaeli ve İzmit’te Akşener aday çıkarabilir mi? Çıkartırsa CHP’nin seçim kazanma şansı ne olur. CHP burada kendini koruyabilir mi? ittifak sağlanabilir mi?


Mersin, Manisa, Adana 2014 seçimlerinde bizim cenahın daha çok olduğu illerde MHP’li adayların seçim alma şansı daha yüksek diye gazeteler yazdı.

Oysa bizim oylarımız daha yüksek olduğu halde seçmen, seçimini AKP’yi devirmek için MHP lehinde kullandı. Kendiliğinden gelişen bir mutabakattı bu.

Hayır platformu bu süreçte ilşkilerini pozitif olarak sürdürür ve iktidara karşı tutumlarını devam ettirirlerse, buda ikinci bir etken olarak belirleyici olacaktır.

Bu bir çok kentte kendiliğinden oluşacak ve üst seviyelerde de karşılık bulacaktır. Tabi CHP bu konuda hep olumlu bir politika izleyecektir.

Örneğin bugün Ankara için Mansur Yavaş konuşuluyor. Genel Başkanımız çok pozitif şeyler söylüyor. Kimseyi uzaklaştırmak ve kırmak noktasında değiliz.

Bu uzlaşmayı sağlayacağımızı düşünüyorum ama asıl olan uzlaşmayı kendi içimizde sağlamak olmalıdır.

Bir defa aday kim olursa olsun, Kocaelide’ki 12 tane ilçede ve Büyükşehir de örgüt olarak ve CHP’nin sempatizanı olarak, üyesi olarak, delegesi olarak sahiplenmeliyiz, onların negatif yönlerini öne çıkartarak değil, onlara avantaj sağlayacak pozitif yanlarını öne çıkararak siyaset yapmalıyız.

Bizim en büyük zaaflarımızdan birisi bu…

Herkesin bir beklentisi olabilir, çok doğaldır bu, ama bir kişi olacaktır aday, ikinci adayı yapma şanşımız yok, bu pencereden bakılmalı ve sahiplenilmeli.

Bu değişimi tek başımıza gerçekleştirmemizin mümkün olmadığını da bilmeliyiz ve ona göre tavır sergilemeliyiz.

Kocaeli’deki referandum ve seçim sonuçlarına bakıldığında CHP sadece kendi örgütleri ile seçim kazanması mümkün görünmüyor bugün için.

Gelecekte farklı olabilir ama bugünkü realite bu. O yüzden bütün bileşenlerle bir araya gelmemiz gerekiyor. Onlarla bir arada düşünerek ve üreterek başarmamız gerekiyor.

Başarmak zorundayız, eğer başaramazsak teslim olmuşuz demektir.

Olaya memleket meselesi olarak bakmak ve ona göre davranmak gerek, o yüzden tüm hayır bileşenleri ortak bir paydada buluşmalı.


Erdoğan’ın  bu gidişatına memleket ne kadar dayanabilir?


Aslında bugüne kadar nasıl dayandı ona hayret etmek lazım.

Erdoğan’ın kullandığı etnik, dinsel jargonlar vatandaşın memleketin durumunu sorgulamadan, popülist propagandalarla Erdoğan’a oy vermenin vatanseverlikle özdeşleştirilerek, tüm yandaş yayın organları ve TV kanallarıyla insanlarımıza servis edildiğini görüyoruz.

Her dönem bir kavga ortamında, vatandaş Erdoğan’ı savunmak zorunda bırakılıyor. Öyle bir görüntü veriliyor ve bu ekonominin bozukluğunu, asgari ücreti, taşeronu, zamları, işsizliği unutturarak milliyetçi, mezhepsel duyguları coşturarak Erdoğan’a yöneltiyorlar.

Artık buda tutmayınca daha sert tedbirler almaya başladılar. YSK ve sürekli OHAL gibi.

Dünya’nın hiç bir demokratik ülkesinde bu iktidar ikinci bir defa seçilmezdi.

Hiçbir sorunu çözmeyen aksine yeni bir çok sorun doğuran ve başarılı olmayan yolsuzluklarla haşır neşir olmuş bir iktidar ve hiç bir şeyi doğru yapmamışlar. Dış borç, hukuksuzluk, yolsuzluk, işsizlik hep artmış. SGK 80 milyar zarara uğratılmış yani eğitim, sağlık her şey allak, bullak haldedir.

Eğer erdoğan iktidarda kalmaya devam ederse daha büyük krizlerle karşı karşıya kalacağız. Üretimi bitirmiş ve tüketimi vergilendiren bir ülke haline getirildik ve bu değişmedikçe ülke’nin toparlanması mümkün değildir.

Örnek olarak Kocaeli 2011’in başında 12 milyar dolarlık ihracat yaparken bu rakam 6 milyara düşmüş bunları kimse konuşmuyor.

Gidişat çok kötü, bu durumdan hiç memnun değiliz keşke samimi olarak ülke için iyi bir şeyler yapsa idiler, ancak her yaptıkları işin altından rant ve yandaşlara peşkeş çekmeler çıkıyor.

Ülkeyi yönetemez haldeler ve o yüzden sürekli kavga halindeler. Ülkenin de artık AKP’ye, dayanacak gücü takatı kalmamıştır.

Yol yaptık, köprü yaptık diyerek, insanları kandırıyorlar ve aldatıyorlar.


Rusya ve iran ile yakınlaşma Erdoğan’a bir şey kazandırır mı? Bu ülkeler Erdoğan’a güvenir mi?


Dış politika kazan, kazan dır. Halkımızın refahını arttırmak için ne kazanabiliriz buna bakarak kurgulanır dış politika. kimse, kimse ile dost değildir.

Bununla beraber ittifaklar vardır. Uzun süredir Nato içerisindeyiz, AB’ye giriş çabalarımız vardır ve bu ülkelerle belli ittifaklarımız var.

Ancak hızla bu ittifaklar yok oluyor. Bunun dışında bir başka dünya daha var. Rusya , Çin, Güney Kore, Suriye ve İran gibi ülkelerden oluşan bu ülkelerinde çeşitli ittifakları var.

Biz hep politikalarımızı Atatürk’ün temel olarak söylemiş olduğu ”Yurtta Barış, Dünyada Barış” sözüne uygun olarak yapmaktaydık. Ekonomik ve siyasal anlamda, ilişkilerimizde dostluğu seçtik, ülkemizin çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapmalıyız.

Ancak bunu sağlayabilirseniz güvenilir bir ülke olabilirsiniz ve devlette devamlılık esas alınarak, ilişkiler devam ettirilmez ise, değişken tutum izlenir ise bu ülkeyi güvenilir olmaktan uzaklaştırır.

İktidarlar değişir, kişiler değişir ama devletin dış politikalarında devamlılık esastır. Hangi siyasi çigi iktidara gelirse gelsin devletin çigisi tek ve Türkiye Cumhuriyeti kazancı üzerine kurulmuş olmalıdır.

Ne Rusya nede İran bize ilişkilerimizde güvenmiyor.

Amerika bize güveniyor mu? O da bize güvenmiyor. AB ülkeleri de bize güvenmiyor.

Peki aynı dinden olduğumuz, Ortadoğu ülkeleri bize güveniyor mu?

Onlar da bize güvenmiyor.

Örneğin, Mısır’da Suudi Arabistan’la beraber Mursi’yi ve Müslüman Kardeşleri destekledik, Sisi darbe yaptı tüm dünya ilişkilerini kurdu, biz taraftık ve biz ilişkilerimizi kuramadık.

Devlet bazında değil mezhepsel ilişkiler kurduğumuzdan Mısır politikamız hüsrana uğradı. Mısır’ın iç işlerindeki sıkıntıları arttıracak müdahelelerde bulunmamız bizi büyük zarara uğrattı.

Mısır’da Mursi’yi kendi reklamcılarını yollayarak desteklediler, seçim kampanyasını yönettiler %15 ile iktidar oldular ama sonuçta hüsrana uğradılar.

O dönem Mısır Büyükelçisi giderken şunu söylemişti;

”Mısır sadece %20’lik Müslüman kardeşler örgütünden ibaret değil, Mısır’da yaşayan halkların çoğu Türki’yeyi sever, ama siz sadece %20 ile bir ilişki içerisindesiniz” diyerek gitmişti.

Aynı şeyi Filistin’de, Libya’da yaptık. Bunlar doğru dış politikalar değil ve bunlar Türkiye’nin güvenilirliğini sarstı.

Bölgenin abisi olan, bölgenin en güçlü devleti olan Türkiye bugün ciddiye alınmayan, söylediği sözün bir değeri olmayan konuma getirilmiştir.

57 İslam ülkesinde rol model iken bugün, bu değerimizi ayaklar altına aldık.

Neden? Mezhepçi, tutarsız dış politikalar yüzünden….


CHP’nin Kürt politikası nedir? CHP-HDP ilişkileri ne olmalıdır? Hayır bileşenleri ve HDP ile ilişkisi korkulması gereken bir durum mudur?


CHP Kürt sorunu ile ilgili ciddi çalışmalar ve tespitler yapmış, kafa yormuş ve raporlar hazırlamıştır.

İlk önce Kürt problemi ile PKK terörünü ayırmak gerekiyor.

Bunu şunun için söylüyorum, bugün kendini Kürt olarak hisseden ve öyle tanımlayan insanların önüne bir sandık konsa, en az %90’ı birlikte yaşamı seçer.

Aslında yapılan bir araştırmaya göre ayrılmak isteyen kesim %3-4 olarak belirlenmiştir…

Ülkemizde beraber yağadığımız Kürt yuttaşlarımızın misakı milli sınırları ile ilgili bir sıkıntısı olmaz.

Konuya böyle yaklaşmak lazım.

2019 Anayasa taslağının altına Türkiye’deki farklı görüşteki insanlarımızı o ilkeler çerçevesinde birleştirebilirsek, atacağımız imzalar ile bu barış kendiliğinden getirecektir.

Burada barışın önündeki en büyük tehlike PKK’dır. Bizim geçmişte ulusal boyutta yani Türkiye içinde bir terör örgütü olarak tanımlanıyordu ama bugün geldiği noktada, uluslararası desteği olan bir terör örgütüne dönüştü.

Terör örgütlerini ayakta tutan en önemli şey siyasi destek, Türkiye buna karşı tedbir alırken kendini Kürt diye tanımlayan halkın tepkisini değil desteğini almalı.

Devlet kucaklayıcı olmalı. Yani bugün Bahçeli ve MHP’nin dillendirdiği gibi yüksek sesle milliyetçilik söylemleri ile değil demokratik temelde problemleri çözerek bir başarıya ulaşma şanşımız vardır.

Onun için öncelikle terör örgütüne destek veren unsurları ve altyapıyı tamamen bitirmeliyiz.

Onuda şöyle tanımlıyorum yani biz kaç tane çocuğumuzun oraya katıldığının hesabını yapacağımıza, kaç üniversite öğrencisinin, kaç tane gencin oraya katıldığının hesabını yapacağımıza, gençlerimizin bu katılımlarının nedenlerini tespit ederek bu problemleri ortadan kaldırmak zorundayız.


Bölge halkının temel istekleri doğrultusunda ne olmalı?


HDP’ye destek veren insanlarla konuştuğumda hiçbirinin Türkiye’den ayrılmak gibi bir derdi olmadığını, hatta HDP, Türkiye’den ayrılma kararını ilan etse bile, o partiye oy vermeyeceğini ifade eden insanlarımızı gördüm.

Ama  biz HDP’ye oy verdi diye o insanları cezalandırırsak ve cezalandırmaya devam edersek, onların yaşam alanlarını kısıtlamaya başlarsak, onların bir takım geleneklerine, göreneklerine saygı göstermezsek, onlarla birlikte yaşamımızı her geçen gün biraz daha ayrıştırmaya çalışırsak, bu sorun giderek büyüyecektir.


HDP ile PKK’yı özdeşleştirmek veya aynı tanımın içine sokmak doğru bir yaklaşım mıdır?


Şimdi Kürt siyasal hareketi HDP üzerinden yürütülüyor Türkiye’de.

Bölgede bir PKK gerçeği var. Bölgede siyaset yapan arkadaşların, zaman, zaman baskı altında kaldıklarını düşünüyorum.

En büyük sıkıntı şu, örneğin barış süreci günlerinde yapılan provakasyonlara karşı PKK kalkıp biz barış sürecine desteğe devam ediyoruz, eylemsizliğimiz devam edecektir, biz sürdürmeye kararlıyız deseydi, bugün HDP’nin elide çok daha kuvvetli olurdu.

HDP ile PKK sanki özdeşmiş gibi bir algı oluşturuyorlar.

Şimdi HDP’de siyaset yapan Ali Haydar Konca gibi bir ismin terör örgütü doğrultusunda gitme şansı var mı?

Bu arkadaşımız Türkiye Cumhuriyetini belki bizden daha çok seven, devletin çeşitli kademelerinde görev yapmış, milletvekili olmuş, bakan olmuş bir isim ve bir takım sıkıntıları dile getiriyor diye Türkiye Cumhuriyeti düşmanı ilan etmek doğru bir şey değil.

Olayın bir başka boyutu daha var, sadece 6 milyon seçmen oy veriyor HDP’ye, bu problem onları yok saymakla başarılabilecek bir şey değildir.

Birlikte oturacağız, konuşacağız onları ne kadar yalnızlaştırırsak problemi o kadar büyütmüş oluruz.


HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a yapılanların doğru olduğunu düşünüyor musunuz?


Şimdi iddianame yok ortada…

1-Bir yıldır bir siyasi partinin Genel Başkanı hapiste ve iddianame yok ortada.

Hiç bir hukuk devletinde böyle bir şey olamaz. Somut delillerin varsa iddianame hazırlanır, adam suçluysa alınır mahkemeye çıkartılır, tutuklanır.

2-Hukuğun en temel unsuru olan insanın kendini savunma hakkını elinden alıyorsunuz, mahkemelere çıkarmıyorsunuz.

3-Anayasal olarak bir milletvekilini hapsetmek, (sadece HDP’nin değil bizim başımıza da geliyor zaman, zaman) anayasamıza da, hukuk temayüllerine de aykırı bir şey…

Eğer gerçekten suç işlemişse ve TCK’da ve ceza kanunlarında, bu suçun bir yeri varsa herkes cezasını çekecek. Ama önce insana savunma ve yargılanma hakkını vermek zorundasın.

Ergenekon ve Balyoz davalarında gördük 5 sene iddianameleri hazırlanmadı, mahkemelere çıkartılmadılar, Enis Berberoğlu’nda gördük, adam kaçmadı bu ülkeden. Bütün mahkemelerine gitti, yurt dışındaki konferans taleplerine hayır dedi ve hiç bir delil olmamasına rağmen içeri atıldı.

Yukarıda bahsettiğimiz davalarda yaşadığımız gibi, bu insanların suçsuzluğuna karar verilirse kim ödeyecek bu insanlara verilen bu cezanın bedelini?

Demokratik bir ülkede, böyle bir hukuk sistemi, böyle bir yapı olamaz. İşte bunun için karşıyız.

Eğer bir siyasi partinin lideri eğer bizim kanunlarımıza göre suç işlemişse ve suç unsurları delilleriyle ispatlanır ve mahkemenin önüne konursa tabi yargılanmalı.

Parlamento’da temsiliyet hakkı olan halkın seçtiği milletvekilleri görevlerini yaparlar, görevleri bittikten sonra gereken cezayı da verirsin.


Dokunulmazlıkların kaldırılmasında AKP’ye destek vermeniz çok eleştirildi, sıra size de gelecek dendi, ne diyorsunuz bu konuda?


Dokunulmazlıklar geçmişe yönelikti. Şu anda milletvekili dokunulmazlıkları devam ediyor. Bizim tüzük ve programımızda sadece kürsü dokunulmazlığı dışında hiç bir suçla ilgili dokunulmazlığı olmamalı.

CHP bu oylamada bunun gereğini yerine getirdi.

Ancak ben buna evet demedim. stratejik ve konjöktörel olarak bakmak lazım.

Bu konuda zaten grup kararımız yoktu, bunlarda zaten alamıyorsunuz. Halen aynı şekilde kürsü dokunulmazlığı dışında dokunulmazlıkların kalkmasını istiyoruz.


Ama AKP’nin dokunulmazlıkları kaldırma girişiminde kasıt yok muydu?


Evet vardı, ancak şöyle de baktığımızda o günlerde milliyetçi söylemlerin tavan yaptığı bir dönemdi, referanduma gitme durumu vardı ve zaten oradan da geçerdi.

Bizim tamamızın hayır demesi de süreci sadece üç ay öteleyecekti. Farklı bir şey olmayacaktı.

Bu konuda bize sataşanların olaya bir de bu açıdan bakmalarını öneriyoruz.

 


CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu Erdoğan’a 5 soru sordu, Erdoğan bu sorulara cevap verebilir mi?


Erdoğan ona sorulacak hiç bir soruya cevap veremez. Türkiye’yi 15 yıldır yönetmiş bir kişinin, CHP’sinin Genel Başkanının soracağı soruya çıkıp kameraların karşısında doğru bir cevap verme şansı yok.

Hangi konuda sorarsanız sorun cevap veremez.

Tüm uyarılarımıza rağmen, yanlış yolları tercih ettiler ve bugün görüyoruz ki tespitlerimiz son derece doğru ve onların yanlışlarının bedelini bu halk ödüyor.

Genel Başkanımız her terde her seferinde tekrarlıyor bunu, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi, istediğiniz yandaş kanalda, istediğiniz yazarlarınızla, istediğiniz moderatörle çıkalım Ülkeyi ve yaptıklarınızı tartışalım diyor, cevap verebiliyorlar mı? yok…


Nevzat Doğan’ın CHP’nin bir çivisi yok dedi kentte, onunla bir TV programında bunu tartışmak  ister misiniz?


Sadece Nevzat Doğanı değil, Büyükşehir Belediye Başkanını, Bakanları, Belediye Başkanları, vekilleri tümünün katılacağı bir programda tek başıma çıkarak, hem ülkeyi, hem yereli tartışmaya hazırım.

Nevzat Doğan ya uzaydan geldi, yada gözleri görmüyor, oturduğu binaya baksa görecektir.

Bu kente geçmişteki CHP’li yöneticilerin, ne büyük hizmetler ettiğini Kocaeli halkı takdir ediyor, bunu tartışmıyor bile.

Aldıkları abdestin suyunu bile, bu çivisi yok dediği insanlar sağladı bu kente. O kadar çok şey sayabiliriz ki….


Çöp fabrikası ile ilgili bir girişiminiz olacak mı? Bütün Türkiye’nin çöpü Kocaeli’de yakılmak zorunda mı? Ne düşünüyorsunuz yapılmalı mı?


Şu an zaten büyük bir kısmı burada yakılıyor. Ankara’da melih Gökçek’in yıktığı asbest fabrikasının kanserojen artıkları Kocaeli’ye gönderildi.

Avrupa’ya gittiğinizde kent merkezlerinde çöp yakma tesisleri görebiliyorsunuz, bu da bir ihtiyaç.

Amaç karşı çıkmak değil doğrusunu yapabilmek, bu konuda tavsiyelerde önerilerde bulunmak gerekir.

Çöp fabrikası kurmayı düşündükleri bölgedeki muhtarları Avrupa’ya götürdüler, onların programına baktım 2 saatlik bir çöp tesisi ziyareti vardı, onun dışında ki üç günlük seyehat turistik gezi haline dönüşmüş.

Biz bu geziye il kurulumuzun belirlediği bir çevre mühendisini oraya yönlendirdi.

İzmit’teki çöp fabrikasının depolama tesisleri dolmak üzere. İhtiyaç var. Yakılacak çöpün miktarından çok neresi doğru? En son teknoloji nedir? buna uygun yapılıyor mu? Bunları konuşmak gerekir.

Karşı çıkmaktan ziyade doğru yeri, doğru teknolojiyi bulmak gerekir.

Ayrıca Kocaeli’de bir değil iki çöp fabrikası olsun. Biri doğuda, diğeri batıda olmak üzere iki tane olsun. Örneğin, Çayırovada ki vatandaşın evsel, kimyasal, sanayi atıkları orada bertaraf edilsin. Kartepe’deki vatandaşın çöpü İzmit’te bertaraf edilsin.

Tekrar söylüyorum teknoloji ve yeri iyi seçilmeli.

Yer konusunda sivil toplum örgütlerimiz var, Çevre mühendisleri odamız var, teknoloji konusunda makina mühendisleri odamız var, makina mühendisleri odamız var, bilim adamlarımız var, üniversitemiz var bu çok zor bir olay değil, hem kentte konsensius sağlanır, hemde sivil toplum örgütlerinin görüşüne baş vurulur.

 Ama bunlarda bir vizyon olmadığı için, biz yaptık oldu mantığı ile hareket ettikleri için, hızlı tren meselesine, tramvay meselesine, Osman Gazi köprüsü meselesine döner.

Her şeye karşı çıkan bir insan değilim, kentin ihtiyaçları doğrultusunda yapılması gerekenler yapılacaktır.

Yarın biz yerel yönetimleri aldığımızda, biz bunları yapmayacakmıyız? elbette ama bilimsel yöntemlerle , kentliyi projenin içinde tutarak, kentin dinamikleri ile bir araya gelerek yapacağız.

Örneğin tramvayı yaparken, oturacağız bu işten kentte ekmek yiyenlerin görüşlerini alacağız, onları etkilemeden veya onları bu işe ortak ederek çözüm bulacağız.

Mağduriyetler üzerinden hizmet üretilemez.

Çöp fabrikası bir çalıştayla, uzmanlar tarafından tartışılmış olsa bugün insanlar bu kadar karşı çıkar mı? Çıkmazlar…

Yer tespiti böyle yapılsa, karşı çıkarlar mı? elbette çıkmazlar.


Bizim en çok karşı çıkışımız, çöp fabrikasıyla beraber Karadenize kadar uzanan ormanların yağmaya açılması, kamulaştırma ve imar planları ile köylünün elindeki toprakların ellerinden alınarak, doğanın tamamen yok edilmesinin önünün açılacak olması. 


Evet yaptıkları işlerin altından hep bu rant meselesi çıkıyor. Örneğin Yeniköy’e Liman yapıyor 43 tane liman var çoğu yarı kapasite ile çalışıyor. Fabrika daha fazla kâr edecek diye, her fabrikaya bir liman yapılamaz.

Artık bu kentte yeni sanayi tesisleri, yeni limanlar yerine insan yaşamını iyileştirecek ve kolaylaştıracak çareler üretmemiz gerekiyor.


Kent’te en çok eksikliği hissedilen şey nedir? ne yapmak gerekir?


Kentte trafik problemimiz vardı, ancak bunlara lojistik firmalarının, sanayinin, limanların  artmasıyla birlikte Kocaeli trafiği işin içinden çıkılmaz hale geldi. Caddeler, sokaklar kamyon dan, tır dan geçilmez hale geldi. Bu sorundan kurtulmalıyız.

Önce 14 tane var, 2 tane daha yapılacak OSB’ler direk otoyollara bağlanmalı.

Demiryolu ile yük taşımacılığını arttırmak. % 5 olan demiryolu taşımacılığı, hızlı trenle %3’e düştü, bu %20’lere çıkartısak çok faydası olacaktır.

Vatandaşın trafikte kolay ulaşımını sağlamak ve zamanından tasarruf etmesini sağlamak için metroya ihtiyaç vardır.

Metro olmadan çözüm üretmemiz imkansız, fiziki ve coğrafi koşullar buna izin vermiyor, yolları genişletme şanşımız yok.

Ayrıca metroyu Büyükşehir’in imkanlarına bırakmamalıyız. Ulaştırma Bakanlığı Ankara ve İstanbul’da yaptığı gibi burada da yapmalı.

Kent artık yatay değil, dikine büyümeli. Oda çok sıkı bir denetimle yapılmalı. Yani her isteyen, her istediği yerde koca, koca binalar dikmemeli.

Bütün bunları yaparken alt yapısını da yapmalıyız.

Kentsel dönüşümden bahsediyorlar, İstanbul’da yaptıklarına bakıyorum, ada bazında değil, parsel bazında yapılıyor, 4-5 katlı binaları yıkıyor ve 20-30 katlı binalar yapılıyor. Ama altyapısı aynı, kanalizasyon, yol değişmiyor ve bir süre sonra işin içinden çıkamıyorlar.

Çok iyi düşünülüp 5 yıllık, 10 yıllık planlar yapılmalı, bu planlar iktidarlar değişse bile uygulanmalı. Onun için bu planlar sivil toplum örgütleri ile birlikte yapılmalı.


CHP Kocaeli’de doğru bir yolda mı ilerliyor?  


Kocaeli’de bizim eski dönemlerde alıştığımızın dışında, büyük çatışma ve kavgaların olmadığı, barış içinde geçen delegasyon seçimleri yaşadık.

Demokrasi platformuna dönüşen bir süreci güzel yaşadık diyebilirim.

Anlaşarak tek liste olarak çıkan arkadaşlarımız, iki liste ile yarışan arkadaşlarımız birbirine saygı duyarak listeleri oluşturdular.

Partililer demokratik bir şekilde yarıştı. Örgütler başarılı bir süreç geçirmiştir ve bu bizleri yerel seçimler için ümitlendirmiştir.


Metal yorgunluğu Kocaeli’deki AKP Belediye Başkanlarını değiştirir mi?


Görevden alınmaların metal yorgunluğu ile ilgisi yok. Ya Fetö, yada yolsuzluk ilişkilerinden dolayı alınıyorlar, daha doğrusu çok göze batanlar, kenara konuluyor. 

Kocaeli’de, başta Büyükşehir olmak üzere tamamı Fetö ile ilişkili, tamamını alsalar yeridir. Ancak bu bir göz boyamadır. Ne ile ilgili alıyorsa al, Fetö ile de ilişkileri varsa da yargılayacaksın. Burada samimiyet yok.

Yolsuzluklar ayyuka çıkmış, görevden alınacak Belediye Başkanı bas, bas bağırıyor size giden paraları nasıl açıklayacaksınız diye.

Yargılayamazlar neden hepsi beraber bu işlerin içinde.

Hatırlarsanız bir bakan ne yaptıysak, Cumhurbaşkanının bilgisi ve talimatı ile yapmıştık demişti.

O yüzden bu kirli ilişkiler her yeri sarmış durumda. Kimseyi yargılayamazlar.

Bank Asya’ya para yatıran işçiyi, memuru, odacıyı yargılıyorsan, eğer bu gerekçe ile bu Belediye Başkanlarını da alıyorsan, bunları da yargılayacaksın.

Eğer yolsuzluk gerekçesi ile alıyorsan, yine bunları da yargılayacaksın ve açıklayacaksın, kamuoyu bilecek.

Bu Belediye Başkanlarını Erdoğan belirlemiş olsa da, vatandaş onların yeterliliğine, dürüstlüğüne  güvenerek oy verdi ve görevden neden alındıklarını bilmek oy veren vatandaşın hakkıdır.


İsmet Çiğit ve Selman Yıldırım ile Haldızlar’ın mali işlerinden sorumlu müdürüyle yediğiniz yemek çok konuşuldu, ne diyeceksiniz bu konu ile ilgili? 


Sedat beyin oraya geleceğinden haberim yoktu, İsmet Çiğit ile geçmişte yaşadığımız tatsızlığı gidermek için bir araya geldik. Yemek talebi bizden gelmişti, oda bizi kırmadı ve geldi.

Bunca yıllık sıkıntıların çözülemeyecek bir şey olmadığını gördük.

Ayrıca benim AKP’ye bakış açımı herkes bilir, onlarla ilişkide olup olmayacağımı her kes bilir. Eğer bu tür bir ilişki içinde olsaydık İsmet bey bu resmi yayınlamazdı, resim çektirmezdik yada bu resmi yayınlamamasını talep ederdik.

Böyle bir şey söz konusu değil. Sohbetimizin tamamı bizim İsmet beyle kişisel ilişkilerimiz üzerineydi.

Birde sıkıntı duyduğum bir şey var bu kentte, gazeteci arkadaşlar bizleri eleştirirken, kendilerinin bir başka gazeteci ile problemlerine beni de dahil ederek polemiğe dönüştürmelerinin doğru olmadığını düşünüyorum.

Kendi aralarındaki problemleri birini ziyaret ettiğimizde bizim üzerimizden yürütmeleri doğru değil. Eğer bu mesleği yapıyorlarsa bu kentte, gerçi  bu meslek grubundaki arkadaşlarda, birbirlerinin bu mesleği doğru amaçlı yaptıklarını düşünmüyorlar ama bu bizi bağlamaz.

Biz bizi eleştireni de ziyaret ederiz, bizi doğru eleştirenle de otururuz ama kişisel haklarımıza saldıranlarla, hakaret edenlerle değil.

Eleştiri olmalıdır ama biz bir basın mensubuyla oturduğumuzda, diğer basın mensubunun kin duyması bizi akla, hayale gelmeyecek ithamlarla suçlamasını doğru bulmuyorum.


Bir gazeteci ile oturmanız gayet doğal ancak, sizin bilginiz dışında Sedat beyin temsil ettiği misyon açısından söylüyorum, davet edilmesi doğru mu? 


Bunu tartışmak istemiyorum, oraya gelmiş bir misafiri görüp hayır ben burada oturmam, kusura bakma demek abes bir şey, bizim kültürümüzde böyle bir şey yok.

Bu arkadaş bu firmanın sahibi de değil. Gerekirse firmanın sahibi ile de otururum. Ben bu kentin milletvekiliyim.

Ben işçi eylemlerine destek verirken bir taraftan da fabrika ziyaretleri yapıyordum. İşverenle de görüşüyordum.

Onlar da üretim yapan tesislerdi ve onlarında bir takım sıkıntıları vardı, onları da dinlemek istiyordum.

Biz bunları kapalı kapılar ardında da yapmıyoruz.

Şimdi bu görüşmeden arkadaşların düşündüğü gibi bir anlam çıkarmış olsaydık, hepimiz bu resimde olmazdık, kimseninde bu görüşmeden haberi olmazdı.


İlginç olan gazeteci vatandaş, Sedat beyin resmini koymuyor ama yazıda beraber olduğunuzu yazıyor, sanki bir gizem yaratmaya çalışıyor gibi.Size de öyle gelmedi mi?


Bunda bir kasıt olduğunu sanmıyorum. Bundan bir anlam çıkartılmasını doğru bulmuyorum. Sedat beyde hoş sohbet bir arkadaş.

Resimler üzerinden algı yaratmak doğru değil.


İnsanlar şöyle yorumluyor;

Haldızlar bu güne kadar AKP ile işbirliği içinde olan bir firma, İsmet Çiğit’te gazetesini onlara sattı ve onların yanında çalışmaya başladı. Acaba İsmet Çiğit önümüzdeki seçimlerde kazanacak olan CHP’nin Belediye Başkanı ve en etkili ismiyle, Haldızlar arasında bir ilişki mi kurmaya çalışıyor?


Ben Haldızlar ve AKP ilişkisini sık, sık dile getiriyorum, eleştiriyorum.

Toplantının amacı sadece yukarıda anlattığım konu üzerine idi.

Mesele bizim ne yaptığımız ve ne söylediğimiz önemli. Ben Büyükşehir Belediye Başkanı  Karaosmanoğlu’nu bir kere ziyaret etmiş insan değilim.

Ama yanlış yapmışım. Ziyaret etmeliyim, kenti konuşmalıyım bunlarla. Peki ben bunlarla konuşuyorum diye vatan haini mi olacağım?

Bunlarla konuşuyorum diye AKP’li mi olacağım? Ben bunlarla konuşuyorum diye kentin sorunlarını dile getirmeyecek miyim?

Eğer bunları dile getirmiyor ve eleştirmiyorsam arkadaşlar dediklerinde haklıdır. Ancak en çok çekindikleri adam ben olduğum halde bu söylemleri doğru bulmuyorum…


Bu bağlamda, İl Başkanları toplantısını doğru buluyor musunuz?


Demokratik ülkelerde siyaset böyle yapılır. Kenti yönetenlerle, yönetmeye talip olanların zaman, zaman bir araya gelip, kentteki barışı, kentteki siyaseti, tansiyonu düşürme anlamında ki girişimleri her zaman pozitif sonuç verir.

Şimdi düşün bizim İl Başkanları oturuyor, aslında tüm Türkiye’ye örnek olması gereken bir olay. Ama bizim hırslarımız, kinimiz her şeyin önüne geçiyor.

Aslında bu yukarıdaki yönetim tarzından kaynaklanıyor. Demokratik bir ülke yönetimi olsa yadırganmaz ve doğal karşılanır.

Büyükşehir Belediye başkanıyla kenti konuşabilmeli ve tartışabilmeliyim ama bunu yapsam ve periyodik bir şekilde Karaosmanoğlu’nu ziyaret etsem hakkımda bir çok dedikodu çıkar.


Kenti bu şekilde yağmalayanlarla böyle samimi bir ortam yaratılabilir mi?


Eğer ben onlarla oturduğumda yaptıkları hataları onlara söylemezsem, eleştirmezsem , onların dümen suyuna girersem beni eleştirecek arkadaşlar haklıdır.

Aynı yukarıda bahsettiğimiz Sedat beyle tesadüfen de olsa oturmamız gibi. Onlar hakkındaki olumsuzlukları dile getirmez isem evet yanlış yapmışımdır, ama öyle değil.

Bu toplantılara gelince, İl Başkanımızın değerlendireceğini düşündüğümü söylemiştim ve yine aynı şeyi söylüyorum değerlendirecektir.

Yine Demokratik ülkelerden  örnek verecek olursak, iktidar Partisinin İl Başkanı böyle mesajlar vermemeli, o zaman ona haddini bildirmek, ona gereken cevabı vermek hem bizlerin, hem İl Başkanımızın görevi.

İl Başkanımız bu cevapları veriyor. Bazılarımıza göre eksik olabilir ama gerekeni yapıyor.

Demokratik ülkelerdeki yönetim ilişkilerine baktığımızda olması gereken bir şeyi de yapıyorlar.

İşin aslında bunu AKP kanadı yapmasa da, bu kentin valisi 11 milletvekilini zaman, zaman çağırmalı. Kent ile ilgili bir takım problemler konusunda görüşlerimiz alınmalı.

Valiliğin toplantılarına AKP vekilleri davet ediliyor ama biz davet edilmiyoruz.

Demokratik hukuk devletini savunuyoruz ve bunun geliştirilmesi için her alanda mücadele veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz.

İl Başkanı eğer orada sıkıntı yaratacak bir durumla karşılaşacak durumda kalırsa terk edecektir orayı ve gereken cevabı verecektir. Ama doğru bir yönetim şekli ile, iyi niyetli olarak tüm kentlerde yapılması gereken bir olaydır İl Başkanları toplantısı.

Yarın biz iktidar olduğumuzda AKP’lilerle oturup konuşmayacak mıyız? Düşman mı olacağız? Şimdi ne diyoruz onlar sivil toplum örgütleri ile uzlaşarak kent hakkında kararlar alsalar daha iyi olmaz mı?

Şimdi onlar yapmasa da biz iktidara geldiğimizde bunu yapacağız.

Sorunları doğru bir şekilde çözeceğiz.

Genel Başkanımızda bunu söylüyor, herkesle görüşün, herkesin derdini dinleyin diyor.


CHP’de Üye yapısı değişmeli mi? 


Ben bu partide siyaset yapmaya başladığımdan beri üye ve delege yapılanması hep konuşulur. Üye yapılanması ile ilgili önerilerimde oldu Genel Merkezde, ama seçimler, referandum, kurultay süreci başlayınca biraz rafa kalktı gibi duruyor

.Bunula ilgili projeler hazır Genel Merkez bazında. Seçme ve seçilme hakkına sahip, naylon olmayan üyeye nasıl dönebiliriz ile ilgili çok konuşulan, çok tartışılan ve bununla ilgili alt yapısı hazırlanan bir olay. Ama fırsat olmadı.

Ben daha önce İl Sekreteri iken üye yenilenmesini yaşamış bir insanım. Altan öymen ve Tarhan Erdem döneminde üye yenilemesi yaptık ama sonuçları çok değişmedi diyebilirim.

Aynı mantıkla hadi bu işi yapalım, üyeleri sıfırlayalım dediğimizde bu işi çözemiyoruz, teknik alt yapısını kurmak ve kriterler getirmek lazım. Aktif üye, pasif üye ve mesleki sınıflandırmalara, eğitim durumuna göre gibi…

CHP’ye oy veren sempati duyan herkesinde üye olması şart değildir. 

Üye dediğimiz aslında partide aktif görev alabilecek kişidir aslında. Seçilebilecek, seçecek ve üretecek, etkinliklere katılacak kişidir vs…

Kriterler konulacak ve teknik alt yapısıyla birlikte hayata geçirilecek. Çok üye çok güç demek değildir. Üye partinin verdiği görevi zaman ve bütçe ayırarak yerine getirecek, hem görev alacak, hem görev verecek kişidir.

***


Selman Yıldırım’ın İzmit Belediye Başkanlığı adaylığını nasıl değerlendiriyorsunuz


Evet Selman Yıldırım konuşuluyor, oda aday olduğunu söylüyor zaten.

Uzun zamandır basında da yazılıp çiziliyor. O da bu doğrultuda çalışmalar yapıyor.

Ben her yerde söylüyorum zaten, keşke diğer aday olmayı düşünen arkadaşlarımızda Selman Yıldırım’ın gösterdiği kadar bu işe özveriyle yaklaşsalar, sadece seçim zamanları sandık konduğunda ben adayım deyip çıkmasınlar, kendilerini tanıtsınlar,ifade etsinler, mahallelerde çalışsınlar buna karşı çıkacak kimse olmaz.

Ben de karşı çıkmam. Ben aday olmak istiyorum sayın vekilim, senin faaliyetlerine katılmak istiyorum diyen herkes buyursun, kapımız açık herkese, yeter ki zaman ayırsın, yeter ki destek versin, yeter ki bizle beraber yol alsın onun için ben söylüyorum ki Selman Yıldırım’lar çoğalmalı, artmalı partide.

Yani kötü gününde beraber olan, ihtiyacı olduğunda beraber olan, etkinliğinde beraber olan, sadece partinin düzenlemiş olduğu değil onun dışındaki zamanını partisi ve kendi kafasındaki yapıyı da, düşündüklerini anlatmak için çaba sarf eden arkadaşların çoğalması lazım.

O zaman konuşmayız işte törenlere kimse gelmiyor diye böyle olmamalı.

Sandık koyduğumda gelecek ben varım diyecek ama sandık kalktıktan sonra olmayacak. Böyle bir durum yok.

Tüm kafasından adaylığı geçiren arkadaşlarım, aday olmak isteyen arkadaşlarım hepsi çıksınlar sahaya, hem kendilerini ifade etsinler bundan hepimiz mutlu oluruz.


Siz Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olacak mısınız?


Büyükşehir gerçekten önemli. geçmişte belediye başkanlığı yapmış, milletvekilliği yapmış arkadaşlarımızın alt belediyeye aday olması, bizim Büyükşehir Belediyesi ile ilgili tüm planlarımızı alt üst etmiştir.

Belki evet istatistikler, kamu oyu araştırmaları kazanamayacağımızı gösteriyordu ama o gün CHP Büyükşehirden vaz geçmiş algısı oluşmuş oldu. Onun için üst düzeyde görev yapan arkadaşlarımızın, kendilerinden daha popüler veya daha hızlı hareket edecek adaylar çıkmadığı sürece alt belediyelere aday olmaları doğru değil.

Onun için Büyükşehir Belediyesinde bizim kent kamuoyunda hızlı bir şekilde kabul edilebilecek, tanıtımını yapabileceğimiz, geçmişte de tanınırlık oranı yüksek olan yeterli olabileceğini düşündüğümüz bir arkadaşımızın çıkartılması gerek bana göre.

Kocaeli yüzölçüm olarak ufak olabilir ama yoğunluk olarak Türkiye’de İstanbuldan sonra 2. sıradayız. Çok yoğun bir kent.

O yüzden hemen kurultaydan sonra, bir an önce tüm Türkiye’deki Büyükşehir adayları tespit edilmeli, mutabakata varmalı, örgüt ve vekillerle konsensius sağlamalı kimle yürüneceğine karar vermeli ve 1-1.5 sene bu arkadaşlarım çalışmalı, insanlara ulaşabilsin ve insanlara ne yapabileceğini anlatabilsin.

Bu aşamada benim aklımdan böyle bir şey geçmiyor ama parti görevidir. İlla ben olayım diye bir düşüncem hiç bir zaman olmadı. Bir oy fazla kim oy alacaksa o aday olsun.

Ancak parti görev vermediği sürece böyle bir düşüncem yok. Parti görev verirse de diyecek bir şey yok, tüm gücümüzle çalışmak zorundayız. 


Haydar Akar’a zaman ayırarak bu keyif veren ve öğretici olan sohbet için teşekkür ediyorum…

Hoşçakal yarın…

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

Top