Konumunuz
Ana Sayfa > Köşe Yazarları > Bülent Karagöz > Kahrolsundu laik dinsiz devlet, yıkılsındı eserleri…ama yıkılacak olan sizsiniz…

Kahrolsundu laik dinsiz devlet, yıkılsındı eserleri…ama yıkılacak olan sizsiniz…



 

 



 

Erdoğan bugün olacakları biliyordu ve dedi ki, ‘pis kokular geliyor’.

Evet geliyor çok doğru ama hiç eksilmedi ki o pis kokular bu ülkenin üzerinden. Hep vardı ve Cumhuriyet’in ilanı birilerine öyle bir batmıştı ki, cumhuriyet düşmanları önce Emperyalist abi’lerini getirip yerleştirdiler ülkenin dört bir yanına ve kokmaya başladı yavaş, yavaş memleket.

Ne zevk aldılar bilemiyorum ama öyle bir coştular ki, önce gizli,gizli başladılar ele geçirdikleri kurumların içine sıçmaya, sonra 12 mart ta yarı gizli sıçarken, 12 eylül ile beraber alenen sıçmaya devam ederek bütün ülke’de pis kokular sardı her yanı.

İlk bu kokuyu hisseden ve kaynağını anlatan Uğur Mumcu’yu katlettiler bir gün kahpece….

Ama herhalde ucu dokunmadığı için lavanta gibi geliyordu onlara, ama ucu değmeye başlayınca yeni anlaşıldı bunun keskin bir bok kokusu olduğu…

Neyse çok eskilere gitmeyelim ama kokular çok olmuştu başlayalı, onu hatırlattım sadece…

örneğin;

-İsmail Rüştü Cirit 240 oy alarak Yargıtay’a başkan seçildi. Cirit, Akbil davasında, 14 yıl hapsi istenen Recep Tayyip Erdoğan’ı beraat ettirmişti.

-11 Mayıs 1998… Adı yolsuzluklarla anılan Erdoğan ailesinin büyük oğlu Burak, sanatçı Sevim Tanürek’e çarparak ölümüne neden oldu. O kaza sonrası Erdoğan’ı kurtaran bilirkişi raporunu hazırlayan Eyüp Çakmak, karıştığı yolsuzluklara rağmen kariyerinin zirvesine çıktı…

Bunlar gazetelerden aldığım sadece iki küçük koku örneği.

AKP kuruluşu Fetullah Gülen ortaklığı, Bank Asya, cezaevine giriş o kadar çok, o kadar çok ki…

Yaptıkları sistematik olarak Cumhuriyete ve Devletin kurucusu Mustafa Kemal’e saldırmak, kurumları cemaatlere teslim ederek çökertmek, tüm yönettikleri belediyeleri gerici kadrolarla doldurmak, bir yandan yağmalamak ile geçen süre içerisinde dokundukları her yerden kokular yükseliyordu.

Yurt içi yetmiyordu dışa açılmalıydılar ve Deniz fenerleri patladı uluslar arası yolsuzluklar yine kokular yükseldi sanki ülkede kaçak çalışan ve kimyasal üreten bir fabrika tüm atmosfere kükürt gazı salıyordu.

Ve işin kötüsü insanlarımız alışıyordu bu kötü kokuya.

Her gün bir miktar daha artan kokuyu artık hissetmez olmuştu insanlar çünkü artık başörtüsü serbest olmuştu.

Ama sınav soruları çalınıyor, bu ülkenin çocuklarının giremediği en gözde seçkin askeri liselere, harp okullarına, üniversitelere cemaat yetiştirmeleri dolduruluyordu…

Bunun yanında işçinin, öğretmenin, memurun  sendikasının karşısına dinci sendikalar kuruyor, çalınan sorularla yaptıkları sınavlar ile işe aldıkları gerici kadroları bu sendikalara üye yaparak çoğalıyorlardı.

Sonra baktınız ki bu sendikalarla masaya oturuyorlar. Bu sendikalara üye olmayanı işten atıyorlar. Bu sendikaların sayesinde çalışanların haklarını gasp ediyorlar. Ve eğer 1400 tl ise bir çalışanın maaşı işte bu ihanet içinde olan yandaş sendikaların eseridir.

Böylelikle en büyük direnci gösterecek emekçi kesimi pasifize etmiş kaderlerine razı getirmiştir. Yani yarı aç, yarı tok yaşamaya.

İşte emek dünyasından da aynı kokular yükseliyordu ama millet o kadar kokunun içinde farkına bile varmıyordu.

Nerelerden yükselmedi ki bu bok kokusu önceleri Devlete ait KİT’ler haraç mezat satılırken boğazımıza kadar yükseldi umursamadık alışmıştık artık çünkü çok dindarlaşıyor ve dindarlaştıkça huzur buluyorduk aman sende dünya malı işte.

Kahrolsundu laik dinsiz devlet, yıkılsındı eserleri…

Halife efendimiz hep o paraları islam için kullanacaktı. Öyle diyordu kerimeleri sultanımızın.

Ama nedense gemiciklere dönüşüveriyordu ve gemicikler ise durmadan çoğalıveriyordu….

Barış süreci bilmem ne dendi sonra birden çark edildi ve yeniden bir savaş yaratıldı. Kokunun derecesi yine ağırlaşmıştı ama farkında değildi kimse.

Savaş çığlıkları ile milliyetçi horonlara dönmüştü çekilen halaylar ve seferberlikteydi millet….

Suriye krizi ve girilmesin denilen Ortadoğu bataklığına PKK’nın hamisi olan  ABD’ye müttefik olarak koşar adım girdikleri Suriye’den şehitlerle dönüldü ama halâ namaz kılamadı Şam’daki Emevi camisinde.

Türkiyede’ki koku yetmemişti sıçtıkları ortadoğu’nun da tüm kokusunu hatta bokunu alıp getirdiler  memlekete.

Reyhanlı, Suruç, Ankara, İstanbul memleketin her yanında patlamalar ve El Nusra, Işid, Öso, Müslüman kardeşler her bir yandan yükseldikçe yükseldi iyice içine sıçmışlar dı memleketin dayanılacak gibi değildi.

Ama vatanseverlik adına yerle bir ediliyordu kentler ve çocuklar ölüyordu.

Mit tırları, 17-25 aralık, önüne yattıkları Rıza Sarraf patladı arka arkaya, ayakkabı kutuları ve sıfırlamalar yaşandı tüm çıplaklığıyla ama Reis bertaraf etti dik durdu çünkü.

Kokudan durulmuyordu memlekette ancak biz ezanlarımızı okutuyorduk huzur içinde ve başımızı örtmüştük bu yeterdi bize….

Bir türlü ortaya çıkmayan diploma üzerine bir sürü rivayetler yazıldı, ağıtlar yakıldı ama diplomayı hiç göremedik.

Mülteci cennetine döndük kendi ülkemizde yabancı olduk. Onlar birinci sınıf vatandaş oldular biz vasıfsız vatandaş konumuna düştük. Cinayetler, tecavüzler, tacizler, vahşilikleriyle birlikte geldi radikal dincilerin aileleri, ama yandaştılar ve şimdi gerçekten iyice bok götürüyordu ülkenin  her yanını, ama Reisimiz çok insancıldı, böyle istiyordu ve yandaş gerekliydi ülkeye ve biz katlanacaktık buna.

Memleketin bekası içindi her şey?

Ayrıca benzetmek lazım bizimkileri o gelen mültecilere yoksa nasıl dayanabilir? bu yükselen doğunun kirli bok kokusuna, temiz bir ülkenin insanı.

Kirlenmek zorunda her şey, yakılmalı ormanlar, kesilmeli zeytinler, soyulmalı devletin kasaları, yağmalanmalı topraklar, denizler kirletilmeli insanlar birbirini öldürmeli …

Vahşi ve cahil bir ulus yaratılmalı ki, inansın sakallı bir Mossad ajanının cihad çağrısına, tapınsın ona elini ayağını öpsün ve koşarak cihad yapmaya gitsin müslüman kardeşlerini öldürmeye….

İşte bu doğunun yüzyıllardır kurtulamadığı kirli gericiliği, bize de bulaştırdılar..

Ve o yüzden düşmanlar, doğunun rönasansı olan Türkiye Cumhuriyetine….

Ve Cumhuriyeti koruyan Askeriye, ve bilim üreten üniversiteler, ve devletin tüm çağdaş kurumları yok edilmeliydiler…

Peki neden?… Aslında her şey ihanette gizli ve ihanetin şifresi hatta ta kendisi 15 temmuz hikayesi.

Kokuyu yıllar önce başlatan, Emperyalizme bu ülkeyi peş keş çekenler ve halkı sahte din anlayışları ile kandırıp uyutan ihanet içindeki iş birlikçileridir.

Bu bok kokusunu etrafa yayan, memleketi gırtlağına kadar pisliğe batıran ruhunu şeytana satmış dünün mandacıları, şimdi miadınız doldu sizin denildiğinde ancak kendi yarattıkları kokuları duyabilir mi oldular acaba? 

Her şey ortada ama söylersen yanarsın…

Hoşçakal yarın….

 

 

 

 

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

*

Top
Close