Konumunuz
Ana Sayfa > Kadin > Kandıra’nın mavi bayraklı, sözüm ona “saklı cenneti”, yol geçen hanı gibi

Kandıra’nın mavi bayraklı, sözüm ona “saklı cenneti”, yol geçen hanı gibi



 

 



 

Kandıra ile yazdığımız yazılar öyle görülüyor ki uzunca bir süre devam edecek. ”Bir dokun, bin ah işit” derler ya,işte öyle. Şirin, bakir ve temiz halkıyla saflığı bozulmamış ender yerlerimizden biriydi Kandıra.

Bir yanı orman, bir yanı deniz, yaz aylarında İzmitlinin, Adapazarlının sayfiye yerleriydi. Kabaağaç ve Seyrek ile ilgili yazılarımızdan sonra, CHP İlçe Başkanı Gülay Hanım’ın telefonları hiç susmamış. Her bölgeden öyle şikayetler yükseliyor ki Gülay Hanım “Nereye gideceğimi şaşırıyorum” diyor. “Sürekli ötelenen sözler, yapılmayan hizmetler, sıkıntılar had safhada.

İnsanlarımız bundan dolayı çok dolular ve haklılar. Bu kadar yıldır iktidarda olan AKP ve belediyeleri, hiç mi halk yararına bir şey yapmaz. Sadece göstermelik ve göz boyamak için yapılan şişirme işlerle insanlarımız aldatılıyor. Bölge halkımız sevecendir, itaatkârdır,  mülayimdir, ama herkesin bir yere kadar sabrı var.

Sabır taşı çatlamış durumda ve bir an önce verilen sözlerin yerine getirilmesini, partizanlık yapmadan herkese eşit davranılmasını istiyor Kandıra halkı” diyor Gülay Hanım.

Akçaova’ya bakıyorsunuz çiftçi mahvolmuş, ilgilenen yok, Teksen’e yol demeye bin şahit ister, allak, bullak. Seyrek deseniz öyle, Kefken, Cebeci, Kerpe, esnaf ve yerli halk isyanda. Kandıranın içi ayrı bir dert yumağı, yani halinden memnun bir beldemiz yok. Çevre deseniz her yanda doğa katlediliyor, yetkililer nedense buna göz yumuyor.

Dün, Gülay Hanım, Kerpe’den gelen talep doğrultusunda orayı  üçüncü defa ziyaret ediyor. Yazının başında dediğim gibi ”bir dokun, bin ah işit’, durum aynen öyle.

Orada oturan bir kadıncağız anlatıyor;

Biz 10 sene önce denizimize girerdik, nezih lokantalarımız vardı: Girerdik, akşam yemeğimizi yerdik, yürüyüşümüzü yapar bir kafede çay içer, dostlarımızla selamlaşarak evimize dönerdik. Şimdi o günleri arıyoruz. Bırakın denize girmeyi, sokakta yürümeye korkar hale geldik. Belediye topluyor bir sürü insanı getiriyor plaja, piknik yeri gibi yüzlerce insan giriyor bir anda. Tacizler, sarkıntılık gırla gidiyor, güvende değiliz. Esnaf bir yandan bu magandalar ile uğraşıyor.

Plaja gelenler yanlarında getirdikleri alkolü tükettiklerinde daha bir çekilmez hale geliyor. Bu getirilen insanların çevreye verdikleri zarar had safhada. Evet bu denizden herkes faydalanmalı, ancak bu şekilde değil. Buradaki esnaf gözetilmeli, plajda içki içilmemeli, içecek olan bir restorana veya pub’a oturup içmeli.

Mavi bayraklı bir plajımız var sözde, ama yok etmek için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Bu plaj çadır kurma veya konaklama yeri olarak kullanılmamalı. Yasak olmasına rağmen saat sekizden sonra, sahil mavi bayraklı çadırkent görünümünü alıyor. Yemek yapanlar bir yanda, uyuyanlar bir yanda, yanlarında getirdikleri alkolü tüketenler diğer yanda. Korkudan sahilde dolaşamıyor hiç kimse.

İnsanlar sahilimize geldiğinde temiz, sağlıklı bir alan bulmalı karşılarında, ama mümkün değil. Jandarma güvenlik önlemlerini almalı. Taciz edenler ve sarkıntılık yapanlar toplanmalı, uzaklaştırılmalı. Acayip acayip tipli adamlar yüzünden bizim çocuklarımız ve buraya tatil yapmaya gelen insanlar denize giremiyor, kaçıp gidiyorlar. Çok kötü bir kirlilik yaşıyor Kerpe.

Bir sağlık ocağı veya bir eczanemiz dahi yok. Acil bir durum olsa doktora veya sağlık ocağına yetişene kadar insan ölür, böyle hizmet mi olur Allah aşkına. On yıl önce 3 tane eczanemiz vardı, şimdi bir tane dahi yok. Acil bir durum ve yaralanmalar için en azından bir ambulans tahsis edilmeli, ama yok. Bu, iyiye gidişin bir işareti mi?

Bizler buraya dinlenmeye geliyoruz, çoluk çocuğumuzla bir arada huzurlu bir tatil geçirmeye geliyoruz, ama bu kirlilik dolayısıyla artık yol geçen hanına çevrilen beldede yaşamamız çok zorlaştı.

Günlük kiraya verilen evler, güzelim beldemizi fuhuş yuvasına döndürdü. Denetleme yok, esnafa kan kusturan maliye denetmenleri, nedense bu konuya hiç eğilmiyor ve oteller sinek avlıyor. Böyle adalet olur mu?

Esnafa ihale edilen dükkanların kiraları dudak uçuklatacak cinsten. Kısa olan yaz dönemini zararla kapatan esnaf, bir daha gelmiyor. Eskiden beri, yıllardır tanıdığımız, neredeyse akraba gibi olduğumuz, alışveriş yaptığımız insanları gözümüz arıyor, ama ne yazık ki göremiyoruz, çünkü zarar eden esnaf bir daha buraya gelmiyor.

Alkollü mekanlar kapatılsın diye ellerinden gelen her şeyi yapan yöneticiler, mavi bayraklı plajın açık hava meyhanesine çevrilmesine göz yumuyorlar nedense.

Esnaf, zabıtadan yana çok dertli, ‘çok sert uygulamalarla ve insani olmayan davranışlarla karşılaşıyoruz’ diyorlar. “Kerpe yol geçen hanı, suni olarak oluşturulan kalabalığın hiçbir faydası yok” diyor fotoğrafının çekilmesini istemeyen bir yöre esnafı. Korkuyor, tedirgin halde anlatıyor zaten derdini.

Arada bir beldeye uğrayan Belediye Başkanı -esnafın ve halkın dertlerini dinlememek için olsa gerek- selam vermeyi bile gereksiz görüyor anlaşılan ki kendi yarattıkları sorunlar yumağından kaçar gibi uzaklaşıyor. Sayın Ünal Köken, bu belde sizin sorumluluğunuz altında, buradaki insanların hizmetlerini, ihtiyaçlarını gidermek ve dertlerini dinlemek sizin görevlerinizden.

Dünya görüşünüz farklı olabilir, ama onların istekleri öyle ahlaksız ve gereksiz istekler değil. Onlar nezih bir Kerpe istiyorlar. Siz istemez misiniz?

Oysa sizin uygulamalarınızdan dolayı, ahlaksızlık ve uygunsuzluk had safhada. Kapasitesini aşan bir Kerpe ve etrafa, çevreye zarar veren bir kitle oluşturuyorsunuz.

Karaosmanoğlu ve siz, ‘insanlara hizmet ediyoruz’ diyerek oy devşirmeye çalıştınız. Kentlerden insanları toplayarak plaja koyun sürüsü gibi sokacağınıza, mesela bir tatil köyü yapın ve kentlerdeki tatile gidemeyen insanları, çocukları bu tatil köyünde sırayla beşer günlük misafir edin. Daha insana yakışır ve onurlu bir yaklaşım olmaz mı?

Kentlere güzel olimpik havuzlar yapın mesela, kentin yoksul çocuklarını bu havuzlarda yaz okullarına alın. Kitap okutun, oyun oynasınlar, eğlensinler ve eğlenerek ders yapsınlar modern, çağdaş koşullarda.

Olmaz mı? Size uzak mı? Yazık, bu imkanlarınızla halk için hiçbir şey yapmadan doldurdunuz zamanınızı.

Sonuç olarak Kerpe hakkında şunu söyleyelim;

1- Kerpe halkı mutsuz;

10 yıl önceki Kerpe’yi arıyor. Eskiden Kerpe’ye girerken iki tarafı orman olan bir yoldan girerdik, sanki dünyanın saklı cennetine gider gibi; bunu yok ettiniz. Kısacası, Kerpe’yi Kerpe olmaktan çıkardınız . Neden?

Doğamızın ve ormanlarımızın korunmasın istiyoruz .

Günlük kiralık evlerle fuhuş yuvasına dönen bir Kerpe istemiyoruz .

Yöre halkı ‘Esnafımızın daim olmasını, güvenliğimizin sağlanmasını ve kendimizi güvende hissetmek istiyoruz’ diyor.

2-Esnaf mutsuz, şikayetçi;

Günlük otobüslerle getirilen insanların verdikleri görsel ve sosyal rahatsızlıktan dolayı, oraya kalmak ve konaklamak için gelenler kaçıyor. Dolayısıyla Kerpe’nin iktisadi alanda bir kazancı olmuyor, zararı oluyor.

Güvenlik yok, tacizler ve sarkıntılıklar had safhada, her an istenmeyen büyük olaylar çıkabilir.

Gelen insanların plajı açık hava meyhanesine çevirmeleri çevreye büyük rahatsızlık veriyor, kurulan çadırlar hem görsel hem de fiziksel kirlilik ve atıklara neden oluyor.

İçki içecek olanların adabıyla içilecek ve oturulacak mekanlarda içmesi gerekiyor.

Zabıta amirinin telefonu bile kimseye verilmiyor, çok gizli tutuluyor, sanki Gestapo amiri. Hafta sonları görevli bulmak ise zaten imkansız.

Daha yazacak şeyler var, ama bugünlük bu kadarı yeter. Kime dokunsak dert küpü. Kerpe’nin daha çok sorunları var, onları da sonraki yazılarımızda yazacağız, ama bunlar acilen çözüm getirilmesi gereken konular.

CHP İlçe Başkanı’nın bu sorunlarla yakından ilgilenmesini ve çözüm üretmeleri için yöneticilere uyarılarda bulunmasını, bizleri de bu konularda bilgilendirmesini, ilçe muhalefetinin yapması gereken kamu görevi olduğu bilinciyle hareket etmesini takdirle karşılıyoruz.

‘Devlette, resmi kurumlarda liyakat!’ diyoruz ya, aslında temel konu bu. İyi yönetememek, oturduğu koltuğu hak etmeden işgal etmek ve halk için, halk adına sorumluluk duyarak yöneticilik yapmamak, kısaca ‘liyakatsizlik’ diyoruz biz buna. İktidarın en büyük hastalığı bu, cemaat ya da tarikat yönetir gibi devlet ve kurumları yönetilmez kardeşim.

Yönetenler ister muhalefet olsun, ister iktidar olsun, kamuya hizmet için o koltuklarda oturur. Gülay Hanım da oturduğu muhalefet koltuğunun hakkını verenlerden, kendisine çalışmalarından dolayı ve halka olan hizmet anlayışından dolayı teşekkür ediyoruz.

Not: Halkın ve esnafın istekleri doğrultusunda fotoğraf koymuyoruz.

Hoşça kal yarın…

 

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

*

Top
Close