HALKIN SESI HAKLININ SESI
Nuriye ve Semih’e KESK sahip çıkmıyor !

Nuriye ve Semih’e KESK sahip çıkmıyor !

Perinçek Darbeyi İ.Melih’e Önceden Bildirmiş !

Perinçek Darbeyi İ.Melih’e Önceden Bildirmiş !

Akmeşe muhtarları Nevzat Doğandan aldıkları cesaretle direniyorlar.

Akmeşe muhtarları Nevzat Doğandan aldıkları cesaretle direniyorlar.

Kur’anı ÇÖP’e Atan Müftülük. Rezilliği Görün !

Kur’anı ÇÖP’e Atan Müftülük. Rezilliği Görün !

İ.Melih Gökçek ”Erdoğan’ın yanına bırakmam !..” dedi

İ.Melih Gökçek ”Erdoğan’ın yanına bırakmam !..” dedi

Kadınsız Devrim Olur mu?
  • BülentKARAGÖZ
    • Bülent KARAGÖZ
    • 03-taylan968@gmail.com
    • 11 Temmuz 2017 - 20:47:24


Nedense bu yürüyüş başladığından beri hep takıldı aklıma satır satır Şeyh Bedrettin destanı.

Hele ki Kadınların o inançlı adımları bana, o en yumuşak, en sert, en tutumlu, en cömert, en güzel, o en sıcak, en seven toprak neredeyse, doğuracak, doğuracaktı dizeleri havada, Kartepe’de oluşan gök kuşağı gibi geliverdi gözümün önüne.

 

Kadınlar yürüyordu tıpkı Şeyh Bedrettin destanındakiler gibi, kadınlar yürüyordu tıpkı ayın altında giden kağnıların hikayesini anlatan Kurtuluş savaşı destanındakiler gibi.

 

Kadınlar yürüyordu yekpare meşeden tekerleklerin ardında yürüyenler gibi, yiğit kadınlar yürüyordu  Devrimci Kemal’in yaktığı adalet meşalesinin ardında, tarihin onurlu sayfalarından çıkıp gelen bir Anadolu isyanı gibi.

 

Baktı.
Bedreddin yiğitleri kayalardan ufka baktılar.
Gitgide yaklaşıyordu bu toprağın sonu
                     fermanlı bir ölüm kuşunun kanatlarıyla.
Oysaki onlar bu toprağı,
                 bu kayalardan bakanlar, onu,
üzümü, inciri, narı,
tüyleri baldan sarı,
          sütleri baldan koyu davarları,
ince belli, aslan yeleli atlarıyla
duvarsız ve sınırsız
bir kardeş sofrası gibi açmıştılar.

 

Sıcaktı.
Baktı.
Bedreddin yiğitleri baktılar ufka…


En yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en
    seven,
en büyük, en güzel kadın :
                                    TOPRAK
                nerdeyse doğuracak
                                         doğuracaktı.

 

Ve o her birinin yüreği altın, yüreği sevgi dolu memleket sevdası ile düştüler yollara. Islandılar, yoruldular, ayakları parçalandı, ne bulduysalar onu yiyerek, bir dilim ekmeği ve suyu bölüşerek, şemsiyesini bir diğer insanla paylaşarak yürüdüler.

Kundaktaki bebeğinden önde tuttuğu cephaneyi, elindeki tek battaniye ile yağmurdan korur gibi korudular her bir yoldaşlarını.

 

Kariyerini, mesleğini, ekmeğini, yaşamını kaybedeceğini düşünmeden tek bir yürek oldular, türkü oldular, umut oldular çoşkuyla akan ırmak oldular Ankara’dan bu yana akan Sakarya oldular hep çoğaldılar ve yine çoğaldılar Devrimci Kemale yoldaş oldular, biz buradayız, yanındayız, halkın Kemali koma bizi yarım yapıldak yollarda, yürü dediler sonuna kadar arkandayız. Biz devrimci Kemal’in yanındayız sen yeter ki yürü.

 

Tarihin en şanlı devrimleri kadınlarla olmuştur. Kadınsız devrim olur mu? Türkiye kadınları düştüler yollara, aştılar dağları yürüdüler, yürüdüler, milyon, milyon Maltepe’ye indiler.

Kıskanarak baktı ve derin bir iç geçirdi İranlı, Afganistanlı, Iraklı, Libyalı, Afrikalı, Hindistanlı, Pakistanlı, Suudlu, Katarlı vs.vs. karanlık coğrafyaların tutsak kadınları sessizce. Ama İngilizi Almanı, Norveçli kadınlar  kıskanmadı sadece gururla alkışladı kadınlık onurunu yüceltenleri, elleri patlayıncaya dek alkışladı hemcinslerini.

Kadınlar, İçlerinde yarın çocuklarına miras olarak bırakacakları aydınlık bir ülkenin yerini alacak karanlığın korkusuyla bayrak, bayrak indiler Maltepe’ye.

Devrimci Kemal yeniden diriltmişti umutları, yeniden közlenmişti külde ateş, yürekleriyle birlikte sevgilerini akıttılar çorak topraklara can suyu gibi, öylesine bir memleket sevdasıydı ki bu, ölenler kalkacaktı neredeyse mezarlarından.

 

Onlar Adana’dan, onlar Diyarbakır’dan, onlar Elazığ’dan, onlar Ankara’dan, onlar İzmir’den, Aydın’dan, onlar Niğde’den, onlar Samsun’dan,  Sakarya’dan onlar yüzer, yüzer, biner, biner İstanbul’dan, Kocaeli’den, Samsun’dan, Rize’den, Artvin’den memleketin her köşesinden ayağa kalkıp geldiler.

 

Kimi çocuktu daha, kimi 20’sinde bir gelin, kimi anaydı kucağında bebesi, kimi nineydi 70’inde ama ayağa kalktılar yüreklerindeki özgürlük aşkıyla Devrimci Kemal’in açtığı yolda zulme karşı direnmeye geldiler.

Evde iki bulaşığı yıkasın diye birbirinin gözüne bakan gelin, kaynana omuz omuza birbirinin elinden tutarak geldiler.

Elleriyle aydınlık yarınları kurmaya geldiler. Memleketimin dağlarına, ovalarına küsmüş olan baharı, Hızır paşalara rağmen Pir Sultan olup  yeniden diriltmeye geldiler.

 

Kimi fabrikadan, kimi hastaneden, kimi evinden, kimi okulundan kimi tarladan koparak Zeus’un oğlu Atlas’ın omuzundan atmaya hazırlandığı dünyayı bir rüzgâr gibi sarmalayıp kurtarmaya, Atlas’ın zincirlerini kırmaya geldiler.

 

O en seven, en sıcak kadın toprak neredeyse doğuracak, doğuracaktı.

Milyonlarca kadın Memu zin e ağıt yakar gibi, sanki ansızın Hızır omuzuna dokunmuş gibi, birdenbire irkilerek, yitip giden ülkemin yarınlarını yeniden doğurmak için karanlığı yara, yara yayından fırlamış ok gibi geldiler.

Bir sevda masalından çıkar gibi bulutların arasından, karanlığın karasından Aslı gibi, Şirin gibi, Elif gibi türkü, türkü dillenerek geldiler

 

Sıcaktı, sancılıydı umutlar sönmüştü ama sanki sûr borusunu üfürmüştü bir kere, yeniden yazılacaktı Anadolu toprağında bu destan, ihanet kaplamıştı her yanı, ufuk kararmıştı iyice ve fırtına geliyordu sinsice, Tanrıça Themis’i esir eden, cehennemin yedi başlı köpeği dünyaya pandora’nın kutusunu yollamıştı haince ve  kadınlar Anadolu’nun kutsal kadınları hep birlikte zılgıtlar çekerek, koparttılar yedi başlı yılanın yedi başını ve halaylarla geldiler.

 

Onlar birer kara Fatma oldu, bir yalnız efe, bir nene hatun, bir Halide Edip, Rusya’da Tanya oldu, Filistin’de Leyla, Hindistan’da Gandi oldu direndiler tüm anaç duygularıyla zulme ve karanlığa karşı inançla yürüyerek geldiler.

Zaferi elde ettim diyen zalimler şöyle bir afalladılar, paniklediler sonra korktular kadınlar yürüyordu tıpkı Bastil’in karanlık  zindanlarına yürüyenler gibi, o yıkılmaz dedikleri duvarları yıkanlar gibi yürüdüler.

 

Ne zindanların nede saraylarının duvarları durdurur artık onu

öyle inanmışlar bir kere çıktıkları yola

ve öyle bir ağırdır ki yumruğu o doğurgan anaç kadının

en sert kaya, en sert duvar ve en sert adam dayanamaz karşısında onun.

Bir kere taşmışsa eğer hırs

Bir kere taşmışsa eğer sabır

kork ey zalim, senin zulmün, senin tankın, senin topun vız gelir ona vız

çünkü ayaklanmış artık bir kere umut

artık yeter diyor, o en yumuşak, o en sert, en güzel kadın toprak

ayaklanmış ki senin sonunu artık hak getire.

 

Dalga, dalga yürüdüler

Sevgiyle yürüdüler

umutla yürüdüler

inanarak yürüdüler

Aşkla yürüdüler yürüdüler zalimin zulmünün üzerine korkusuzca yürüdüler.

 

Nazım ustanın Kurtuluş savaşı destanında dediği gibi;

Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizliyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız :
korkunç ve mübarek elleri,
              ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
                                        anamız, avradımız, yârimiz

 

 

 

ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
                 öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
                                           kadınlar,
                                                 bizim kadınlarımız

 

 

şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
                             ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
               yürüyordu Akşehir üstünden Afyon’a doğru.

 

Ve kurtuluş savaşında cepheye mermi taşıyan kadın, artık öküzden  sonra gelen olmak istemediği için, işgalci emperyalistlerin ellerinde bir eğlence olmamak için yürümüştü yekpare meşeden tekerleklerin ardında ölümü göze alarak.

Şimdi yollara düşen kadınlar ise yeniden sofrada öküzden sonra gelen olmamak için, insanca ve onurlu yaşamak adına düştüler yollara cehaletin ve karanlığın karşısında, sarıldılar dört elle Kılıçdaroğlu’na.

 

Evet kadınlar yeniden dönmek istemiyor ortaçağın karanlığına. Bir mal gibi satılmak istemiyor köle pazarlarında, 13’ünde daha çocukken, 60 yaşında bir adama bilmem kaçıncı kuma olarak kadınlık yapmak istemiyor, bir peçenin ardında dünyanın dışına itilmek istemiyor kadınlar, kadınlar insan kalmak ve insanca yaşamak istiyor çağdaş bir dünyada onurluca.

 

Bak nasıl yürüyor şiddetle yağan yağmurun altında inançla, ben kadınım, ben anayım ben yeniden yaratanım nasıl kapatırsınız beni diyor dört  duvarın arkasına.

 

 

adımızı miras bırakıp çocuklara
topraktan emdik direnmeyi
yüreğim yıldızlaşan yumruğum benim
aş oldun kardeş sofralarına
direnç gülü oldun gökyüzüne
direnç gülü oldun gökyüzüne

 

Evinde değilse olduğu yerden anasıyla, teyzesiyle, kardeşiyle koşup geldiler. Şalvarlarıyla, baş örtüleriyle adaleti ve özgürlüğü, çağdaşlığa bayrak yapıp geldiler. 90 yaşında ki anasını, babasını omuzlayıp tarihe şahitlik etmek için Devrimci Kemale seslenmeye, omuz vermeye geldiler.

Bu dava, ben davası, sen davası değil dediler. Bak tüketiyorlar bizi santim, santim kanımızı içiyorlar aç kurtlar gibi, bak eksiliyoruz her gün, sonu gelmeyecek ince hastalığa benzer bir kere girmiş vücuda, el verelim yükselsin ateşimiz Olimposa kadar, hangi güç hangi kudret durduracak devleşen öfkemizi, hangi alçak çevirecek yolumuzdan, yakıp ta geçeriz, ezip te geçeriz dedi kadınlar, gün birlik olma günüdür, gün Kemale erme günüdür haydi o zaman yürüyelim dedi kadınlar.

 

 

 

Tutuşmuştu dağlar, tutuşmuştu ovalar titriyordu ayaklarını bastıkları toprak, soludukları hava, baktıkları ufuk, ama onlar en sevecen, en anaç, en insan gülüşleriyle yürüdüler.

 

Eşleriyle, oğullarıyla, kızlarıyla yürüdüler Dağ başını duman almış diyerek, güneşe gülerek  zalime direnerek yollarına yoldaş olduklarıyla sevinerek, dik başlarıyla ordu, ordu yürüdüler Anadolu’nun yiğit kadınları.

 

Dağlardan, ovalardan akıp gelen ırmakların denizlerle buluşması gibi buluştular Maltepe miting alanında. Bir türkü gibi akan nehirlerin coşkusuyla karıştılar adalet ordusuna. Neşeliydiler, güleçtiler aşıp gelmiştiler bir düğün muştucusu gibi dağları ve saplamıştılar artık ejderhanın yüreğine mızrağı.

 

Daha 15’inde çocuktular deli gibi akıyordu damarlarında kanları, son nefesine kadar devrimci Kemal son nefesine kadar Gün doğdu hep uyandık diye haykırıyordu umut dolu. Sesine çağırıyordu duyanları yurdumuza faşist dolmuş gelin kardaşlar diyordu ablalarının kollarında dost omuzbaşlarında.

Yanıp tutuşan yüreğindeki sevdanın kutsallığıyla Devrimci Kemale sesleniyordu, bizi yarı yolda koma diye. Değilmiki kaldırdın ayağa, eğer ki oturtursan bizi bir daha bil ki kanım helal olmaz sana.

sevgilim eylem güzelim benim
yitik bir ülkeyi korumaya değil
yeniden kurulacak bir ülkeyi
aşkla örmeye benzer devrimci olmak
aşkla örmeye benzer devrimci olmak

Kadınlar, ülkemin kentimin yiğit kadınları; milyonlar oldunuz Maltepe’de, titredi diktatör, titredi zulüm o gür sesleriniz, o mübarek elleriniz, o sımsıcak yürekleriniz yeniden bir destan yazılacak bu topraklarda artık ne etseler fayda etmez. Öyle bir destan yazılacak ki ve öyle bir işleyecek ki yüreklere karanlığın elçileri yanından bile geçemeyecek.

 

Yüzü aydın, yüreği aydın güzel insanlar haykırarak girdi Maltepe’ye,

Güneş şaşırdı, deniz şaşırdı, gökyüzü şaşırdı

kuşlar, balıklar, börtü böcek şaşırdı

Maltepe, Maltepe olalı böyle bir bayram görmedi

Sanki mahşerin dört atlısı şahlandırmıştı atlarını

Sanki milyon, milyon akan insan seli yutacaktı koca İstanbul şehrini

Bir devrim gerçekleşiyordu ülke’de

Kadınlardı akın, akın gelen

ve korkuya kapıldı tüm kafataslarının  içinde hainlik taşıyanlar,

İhaneti içselleştirmiş dedelerinden kalan miras gibi büyüterek,

Bir gece ansızın bir İngiliz gemisiyle gizlice memleketten kaçanların torunları.

 

Bu yazımın adını ne koyacağımı bilmiyorum da aslında, içimden geldiği gibi yazdım. yarın bir okusam biliyorum ki çok eksiğim çıkacak, ilavelerim olacak. Ama bu tarihi olaya başından sonuna kadar ki, daha yeni başlıyor, yüreğiyle birlikte bedenlerini de koyan kadınlara ithafen yazdığım biraz şiirsel, biraz isyankar, biraz melankolik vs. vs. karman karışık bir şey.

Yürüyüşün her adımında gördüğüm yaşlı teyzeler, anneler, çocuklar ve yetişkinler hepsi inanarak ve fedakarca yürüdüler. Ülkenin karanlığa gömülmesine dur demek için yürüdüler. Azimle, inançla, aşkla yürüdüler ve milyonlara ulaştılar. Onlara tüm kadınlara yürüyüşte ve alanda milyonlar olan kadınlara Cumhuriyete ve adalete sahip çıktıkları için sonsuz minnet borçlu hissediyorum kendimi ve tüm yüreğimle teşekkür ediyorum.

Kentimin kadınları isim yazmadım diye alınmasınlar, unuttuğum olur diye yazmadım ve hepiniz bizimle yoldaş oldunuz yüreğinizle ve inancınızla beraber bu yürüyüşe büyük anlam kattınız.

Hepinize binlerce kez teşekkür ediyorum.

Hoşçakal yarın….

 

Hayat yeşilde, yeşil yosunda
Yosunlar boy veriyor kuytuluklarda
Düşmesin kirpiklerin gölgesinden başka gölge
Doğacak şafağı sahip olan o gözlerinde

Sımsıkı yumruk misali sevdiğim
Şafağın sahibi olan o gözlerini
O gözlerinden çizgilenecek
Bebeğimin yarını alın yazısı

Zincire vurulmuş incecik sevdamızın bileği
Bekler sevgi ile kin ile korlanmış gözlerin
Gözünde çakan şafağın kızıllığında yunup
Silah sesleriylen halaya durup

Beyaz gelinlik giydireceğim
Kendi ellerimle o nazlı yare
Gülden gelinlik giydireceğiz
Kendi ellerimizle güzel vatana

  • Yorumla
CHP Darıca İlçe Başkanı Yakup Törk CHP Körfez İlçe Başkanı Mehmet Kaçar CHP Karamürsel İlçe Başkanı Şinasi Yazar CHP Gebze İlçe Başkanı Recep Dursun CHP İzmit İlçe Başkanı M. Ümit Küçükkaya CHP Çayırova Kadın Kolları Başkanı
CHP Darıca İlçe Başkanı Yakup Törk CHP Körfez İlçe Başkanı Mehmet Kaçar CHP Karamürsel İlçe Başkanı Şinasi Yazar CHP Gebze İlçe Başkanı Recep Dursun CHP İzmit İlçe Başkanı M. Ümit Küçükkaya CHP Çayırova Kadın Kolları Başkanı
CHP İzmit Belediye M. Üyesi Barboros Akkuş Yrd. Doç. Dr Ehlinaz Torun Remzi Özkan CHP Kartepe İlçe Başkanı Cumhur Karakadılar Hüseyin Erol CHP 24. Dönem Kocaeli M.Vekili M. Hilal Kaplan
CHP İzmit Belediye M. Üyesi Barboros Akkuş Yrd. Doç. Dr Ehlinaz Torun Remzi Özkan CHP Kartepe İlçe Başkanı Cumhur Karakadılar Hüseyin Erol CHP 24. Dönem Kocaeli M.Vekili M. Hilal Kaplan

CHP Kandıra İlçe Başkanı
Gülay Eyisabuncular ;
"Ey Türk Gençliği !
Size Güvenmeye Devam Ediyoruz"
Kocaeli Cumhuriyet reklamları
Üye Giriþi
  • Kullanýcý Adýnýz
  • žifreniz
216 Sorgu Yapıldı. 1,873 Saniyede Oluşturuldu.